17 Ekim 2014

Soraya' yı Taşlamak


Filmin Künyesi
Yapım : 2008 - ABD
Yönetmen : Cyrus Nowrasteh
Oyuncular:  Shohreh Aghdashloo (Zahra), Mozhan Marno (Soraya M.), Jim Caviezel (Freidoune Sahebjam), Navid Negahban (Ali)
IMDb Puanı: 8,0

Filmin Konusu
Freidoune bir gazetecidir. Arabası bozulduğu için durduğu küçük bir İran köyünde Zahra ile tanışır. Mütedeyyin insanların çoğunlukla yaşadığı bu köyün sakinlerinden Zahra, Freidoune'un peşini bırakmaz. Çünkü onun bir basın görevlisi olduğunu anlamıştır ve Zahra, onunla konuşabilmek için ısrarla peşine takılır. Yeğeni Soraya bir gün önce, aynı köyde yaşadığı insanlar tarafından vahşice katledilmiştir. Ölmeden önce yeğenine söz veren Zahra, bunun köyün sırlarının arasına gömülmemesi için elinden geleni yapmaya kararlıdır. Tek umudu da bu gazetecinin elindedir, dinlemeli ve bu küçücük köyün büyük günahını tüm dünyaya anlatmalıdır.

Soraya' yı Taşlamak filmini vizyona girdiği zaman çok merak etmiştim ancak izlemek nasip olmamıştı. Yakın zamanda yaptığım izlenecekler film listesine eklemiştim bu filmi. Geçenlerde evde tembellik yaptığımız bir hafta sonu film izlemeye karar verdik ve listeden bu filmi seçtik.

Bundan sonrası filmle ilgili yorumlarımı içerdiğinden izlemeyen okuyucular için sorun olabilir. Sonra yok ben duymadım vay ben görmedim demeyin :)

Film gerçek bir olaydan yola çıkılarak yazılmış bir kitabın senaryosuna sahip ve İranlı şair Hafız’ a ait aşağıdaki dizelerle başlıyor.

“Olmayın riyakarlık edenlerden
bir yanda yüksek sesle
Kuran' ı dillendirirken
öte yanda ahlaksızlığını
sakladığını zannedenlerden”

Filmin ilk sahnesinde bir kadın evinden çıkıp sabahın köründe köyün içinden geçerek bir yerlere gidiyor. Bu süreçte köydeki görüntüler nedense ilk anda bana , bir gece önce düğün varmış herhalde diye düşündürdü. Filmin sonunda işin rengi değişiyor elbette.

Filmin ilk sahnesindeki bu kadının adı Zahra. Bir gece önce yeğeni Soraya, kocası ve arkadaşlarının din ve gelenek maskesi altında düzenledikleri iftiranın kurbanı olmuş ve köy meydanında taşlanarak vahşice öldürülmüştür. Kocası başka bir kadınla evlenebilmek için Soraya' dan boşanmak istemiş ancak Soraya kızları perişan olmasın diye boşanmak istememiştir. Bunun üzerine filmin her sahnesinde ağız dolusu küfrettiğiniz Soraya' nın kocası Ali, Soraya' ya iftira atarak onu ölüm yoluna sokmuştur.



Filmin bir sahnesindeki dialog aklımdan çıkmıyor. 

“Bir koca, eşini suçlarsa kadın suçsuzluğunu ispat etmek zorundadır. Ama bir kadın kocasını suçlarsa, kocasının suçluluğunu yine kadın ispat etmek zorundadır.”

Ne ala memleket değil mi?

Filmin pek çok sahnesinde çileden çıkabiliyorsunuz. Ali' nin Soraya kan revan içinde yatarken ki sırıtışı aklımdan çıkmıyor. Soraya' nın taşlanma sahnesi her bünyenin kaldıramayacağı kadar uzun ve can yakıcı. İzlemek bu kadar zorken bu şekilde ölüme mahkum edilmek ne acı. Bu yaşananların hala yaşanıyor olmasının farkında olmak çok çok acı.

Yine filmin en etkileyici sahnelerinden biri Zahra’ nın gazeteciye köyün çıkışında tüm olanı biteni içeren ses kasedini göstere göstere vermesi ve bu iftirayı atan köpeklerin dehşete düşmesi sahnesiydi.

Filmin sonunda ise Soraya' nın 9 yaşındayken çekilen fotoğrafını gösteriyorlar. Bu Soraya' dan geriye kalan tek fotoğraf. Öylece donup kalıyorsunuz bu gerçeklik karşısında.


Dilim döndüğünce filmi anlatmaya çalıştım ancak bu filmdeki acıyı ve gerçekliği, dinin cehaletle birleştiği ve kötü insanların hakimiyeti altına geçtiği noktada ne derece tehlikeli bir hal alabileceğini anlatacak bir kelime yok aslında. Sadece izleyin ve görün diyorum.

Herkese iyi seyirler... 

15 Ekim 2014

Düğünümüz İçin Seçtiğimiz Müzikler

Evlilik hazırlığı yapan çifleri darlayan bir diğer konudur düğün müzikleri. Girişte ne çalacak aman da ilk dans müziğimiz ne olacak. Olaylar olaylar...

Ben de hazırlık yapan çiftlere yardımcı olmak amaçlı kendi düğünümüzde seçtiğimiz müzikleri yazmak istedim.

Düğünümüzde fotoğraflarımızı içeren güzel bir slayt hazırlamıştık. Slayt müziklerini seçerken mümkün olduğunca soft ve fotoğrafların önüne geçip dikkat dağıtmayacak 2 parça seçtik.

Bebekliğimizden tanıştığımız tarihe kadar geçen sürede ayrı ayrı fotoğraflarımızın görüntülendiği kısımda Marlon Raudette' in New Age isimli parçasını kullandık.


Tanıştığımız tarih ve sonrasını içeren ikimizin fotoğrafları ile başlayıp düğün fotoğrafımızla sonlanan kısım için de Amelie film müziği olan La Valse d'Amelie parçasını kullandık. Bu parçanın sonlarına doğru yükselen temposu slaytta oldukça etkili oldu.



Mekana giriş parçamız ise Nil Karaibrahimgil ve tabi ki Ben Ona Resmen Aşığım! Giriş müziklerinin mıy mıy, baygın olmasını sevmiyorum. Bizim enerjimizi yansıtacak şekilde ve sözleri güzel bir parça arıyorduk ve bulduk bence :D




Dans müziği olarak 2 parça belirledik. İlkinde sadece eşim ve ben dans edecektik. İlk dans için Mariah Carey' nin My All parçasını kullandık ancak bu parça biraz fazla uzun. Parçanın ortalarına doğru yavaşlatarak bitirdik parçayı. 




İkinci dans müziğinde ise bizimle beraber sevdiklerimizin ve dans etmek isteyen herkesin de dans etmesini rica ettik ve eşimle beraber çok severek dinlediğimiz Toygar Işıklı' nın parçası olan "Sen Eşittir Ben" i seçtik.


Ne kaldı geriye? Hah! Olmazsa olmaz pasta müziği. Pasta müziğini genelde çiftler hareketli seçer. Biz de öyle yaptık ve Oya-Bora' nın "Sevme Zamanı" adlı parçayı kullandık. Bu parçanın başında Oya' nın bir uzun havası var :) O kısmını kesip şarkının tam başladığı andan itibaren çaldırdık parçayı.

Bizim seçimlerimiz böyleydi. Sizlere bir faydası dokunursa ne mutlu bana. Bu süreçleri yaşayan biri olarak şunu söyleyebilirim ki çiftler yeri geldiğinde bu müzikleri seçmek için bile kavgaya tutuşabiliyor. Yapmayın öyle şeyler. Dans müziğiniz A değil B olsun hiç farketmez. Önemli olan sizin mutluluğunuz. İnanın bana o an o heyecandan çalan müziğin ne olduğunu fark edemeyeceksiniz bile :)

11 Ekim 2014

Tatlı Sözleri Sevgilinizin Sol Kulağına Fısıldayın

Sinemada romantik bir gece geçirmek istiyorsanız yeni sevgilinizi mutlaka sağınıza oturtun. Amerikalı araştırmacılar sevgilinin kulağına bu konumda fısıldanan tatlı sözlerin aklına daha güçlü kazındığını keşfetti.Bir deneyde kulaklık takan gönüllüler kadın sesinden bir kelimeler dizesi dinledi. Bu ses bir kulağa "seven" veya "içten" gibi duygu yüklü sözcükler söylerken, diğerine duygusal olarak pek bir şey ifade etmeyen "boşluk" ya da "sivrisinek" gibi kelimeleri tekrarlıyordu. Gönüllülerden kelimeleri dinledikten sonra hala hatırlayabildiklerini yazmaları istendi. Sağ kulağa söylenen duygu yüklü sözcükleri gönüllülerin %57' si hatırlamayı başardı. Sol kulağı hedefleyen tatlı sözcükler ise daha uzun süre hafızada kalıyordu. Gönüllülerin %64' ü bu sözcükleri hatırladı. Eh, sonuç beklenmedik değil. Sol kulağın, beynin duygularını kontrol eden sağ tarafı ile ilişkisi zaten biliniyor.



Teow-Chong Sim, C. Martinez, Emotion words are remembered better in the left ear (Duygusal kelimeler sol kulakta daha fazla hatırlanır), Laterality: Asymmetries of Body, Brain and Cognition 10, 2 (2005)Building Services Engineering Research & Technology 26(2005), s. 149-159.

Bırak Dağınık Kalsın
Rik Kuiper - Tonie Mudde

Benden söylemesi, sonra demedi demeyin :)

Herkese güzel bir hafta sonu diliyorum...

10 Ekim 2014

Yutma Fobisi Vol.6 : Doğaçlama

Dün 5. seansıma gittim. 4. senasta suyu hissederek içerken korkacak bir şey olmadığını çalışmamız için su getirmem gerektiğini konuşmuştuk. Aldım sularımı gittim tıpış tıpış.

Her seansın başında olduğu gibi son görüşmemizden bu yana neler oldu onu konuşmaya başladık. Bayramda eşimin kuzeninin düğünü için Mersin’ e gittiğimi ve beni en zorlayan şeyin tanımadığım kişilerle ve ortamlarda yemek yemek olduğunu, çoğu zaman insanları bekletmemek adına “doydum” diyerek aç kalktığımı anlattım. Bunun üzerine konuştuk.

“Neden aç kalkmayı tercih ettin. Yemeğini yemeye devam etsen ne olurdu?”

“Gözler üstüme çevrilirdi, bunu istemiyorum.”

“Çevrilsin, ne olurdu yani. Bu bir olay. Seni rahatsız eden o olayla ilgili hissettiğin şeyler. Ne hissediyorsun da fark etmesinler istiyorsun.”

“Her yemeğin konusunun ben olmamdan sıkıldım. Yine az yedin, aman da ne yavaş yedin gibi diyaloglara konu olmak istemiyorum.”

“Tamam ama olsa ne olur. Ben böyleyim yavaş yiyorum diyerek devam edebilirsin. Neden aç kalkarak kendinden ödün veriyorsun?”

“Çünkü ben yemek yemeye devam edersem insanlar beni beklemek zorunda kalır. Onların vaktini çaldığımı ve rahatsız ettiğimi düşünüyorum. Otursalar da yemeğe devam edemiyorum zaten.”

“Rahatsız ettiğini nerden biliyorsun?”

“Öyle hissediyorum, bakışlarından, duruşlarından…”

“Ama bu onların problemi!”

Öyle değil ama işte pratikte. Bu çok rahatsızlık verici bir şey!

Buradan başlayıp bu anlarda kendimi “Yetersiz” hissetmeme kadar uzandı konu. Doğruydu sanırım. Kendimi yetersiz hissettiğim en eski anımı hatırlamaya çalıştık. Oradan çocukluğuma, evliliğime uzanan bir konuşma oldu. Kendimi zaman zaman yetersiz hissetmem ikili ilişkilerime ve bana zarar veriyordu. Boğulma korkumu da tetikliyor olabilirmişmiş. Bilemedim, olabilir.

Kendisine olan güven problemimden konu açtım. Bu konuyla ilgili de konuştuk bir süre. İstersem başka bir psikologla görüşebileceğimi, neden yöntem değiştirdiğimizi, psikolog ilişkisinde güvenin önemini anlattı. Yeni bir psikolog düşüncesi omuzlarımda bir ağırlığa neden oldu. Yeniden araştırma, karar verme sürecine girebilecek kadar mecalim olmadığını fark ettim. Kendisine bu konuşmadan sonra benimle devam etmek isteyip istemediğimi sordum. Benim düşüncem kadar onunki de önemli çünkü aksi halde bana yardım edemez. O devam etmek istediğini söyledi, ne diyecekti ki başka. Tak sepeti konula, herkes kendi yoluna mı? Benimki de laf!

Konu konuyu açtı ve seansın süresi doldu. Hap dışındaki konuları konuşmamızın iyi olduğunu, beni tanımasının önemli olduğundan bahsetti. Bir sonraki seansta su ve hipnozla devam edelim dedi.

Ve dünden beri aklımdan çıkmayan bir cümle kurdu.

“Su yemek borunuzdan midenize ulaşırken içmeye çalıştığınız hapın soluk borunuza kaçması mümkün değil. Su nedeniyle soluk borunuz kapanıp yemek borunuz açılıyor fizyolojik olarak.”


Sahiden de böyle miydi, bu kadar basit miydi?


Dracula : Başlangıç


Yapım : 2014 - ABD

Yönetmen : Gary Shore

Orijinal Adı: Dracula : Untold

Oyuncular: Luke Evans (Vlad), Sarah Gadon (Mirena), Dominic Cooper (Fatih Sultan Mehmet), Charles Dance (Master Vampir)

IMDb Puanı: 6,1

Filmin Konusu


15. yy' da Transilvanya toprakları III. Vlad ve eşi Mirena’ nın yönetimi altındadır. Ülkelerini gitgide büyüyen Osmanlı tehdidine karşı ezdirmeden, barış içerisinde yönetmek isterken beklenmedik bir tehdit ile karşılaşacaklardır. Zira Osmanlı İmparatoru Fatih Sultan Mehmet, Eflak’ tan Vlad’ in oğlu Ingeras’ ın da aralarında olduğu 1000 erkek çocuğun alınarak Osmanlı ordusunda asker olarak yetiştirilmesini ister. Vlad hayati bir karar aşamasına gelir. Ya oğlunu ve halkını sultana verecektir veya Türkleri yenmek için bir canavardan destek alarak, ruhunu şeytana satacaktır. Broken Tooth dağında pazarlık yaptığı şeytan ona hiçbir insanoğlunda olmayan bir gücü bahşedecektir ama o günden sonra Vlad' in insan kanına olan susuzluğu doymak bilmeyecektir.

Dracula filminin fragmanını sinemada başka bir film izlerken gördük eşimle. Fragmanı bizi oldukça etkiledi ve filme gitmeye karar verdik.

Film nasıl mı? Bence vasat. Fragmanı oldukça iyi olduğundan beklentimiz yüksekti belki ama daha iyi olabildi be kardeşim!





Gelelim detay yorumlarıma. Bundan sonrası filmi henüz izlememiş okuyucular için sinir bozucu olabilir. Önceden belirteyim.

Vlad' in Broken Tooth' daki Master Vampir ile karşılaştığı sahne en beğendiğim sahneydi sanırım. Master Vampir kim mi? Game Of Thrones' tan tanıdığımız karizmatik amcamız Tywin Lannister. Bir Game Of Thrones sever olarak bu sahneyi sevmeme şaşmamalı sanırım.




Master Vampir Vlad' i, vampire dönüştükten sonra 3 gün kan içmezse bu lanetten kurtulacağı yönünde bilgilendirir ama "O kanı paşa paşa içeceksin köpek dölü!" şeklinde de dalga geçer. Vlad kendinden oldukça emin, halkını 3 gün içinde kurtaracak, kan içmeyecek ve Master Vampir' i alt edecektir. Buraya kadar her şey iyi hoş da Vlad' in 3 günü boşa harcamasına ne demeli? Sen o kadar güçlüsün, aslansın, kaplansın madem ne oturup da Fatih' in kapına gelmesini bekliyorsun. 3 günün var ve sen yaya yaya savaşıyorsun. Git yerle bir et her şeyi. Sonra kıç büyüt! Senaryonun temelinin oturduğu bu kısım bana çok saçma geldi.









Filmin sonunda Vlad' in Fatih ile bire bir kaldıkları sahne çok özensiz çekilmişti. Daha iyi bir karşılaşma olabilirdi. Bu sahneyi de pek beğenmedim.






Haberlere yansıyan bir konu da var ki bir grup Osmanlı torunu filmde Vlad, Fatih' i öldürüyor diye filmi yuhlamış. Fatih' in bu şekilde ölmediğini biliyoruz arkadaşlar endişelenmenize, yiğitlik yapmanıza gerek yok. Sakin olun! Bu sadece bir film, hayal ürünü yani. İzleyin efendi efendi kalkın gidin. Olayı küfür gibi algılamak gereksiz bana göre. Anlam veremediğim trajikomik bir olaydı, bahsetmeden edemedim. Bilmem bana hak verir misiniz?




Sonuç olarak filme gidilmeli mi, bence çok da elzem değil. Görmeseniz de olur.




İyi seyirler...

8 Ekim 2014

Yutma Fobisi Vol.5 : Bu Ne Şimdi!

Bu konuyla ilgili bir önceki yazımda 2. seanstan bahsetmiştim ve karanlığın içinde kaybolmamdan. O tarihten sonra 2 seans daha gittim ve 4. seansımı tamamladım.

3. seansta yine EMDR ye devam ettik ama yine karanlık yine korku filmlerinden fırlayan sahneler. Bu seansın sonunda psikoloğum yutma problemimin yanında bir korku kavramımın olduğunu ve EMDR de serbest çağrışımla ilerlediğimizde bu korkumun yutma fobisini bastırdığını ve yutmaya odaklanamadığımı söyledi. Bir sonraki seansta yutma-ilaç konusundan uzaklaşırsam kendisi beni yönlendirerek ilaca çekeceğini söyledi ve seansı bitirdik. 3. seansın sonunda da sıfıra sıfır elde var sıfır yani.

Bu seans öncesinde tiroid kontrolüm için doktora gittim ve bingo! Değerlerim yüksek dolayısıyla ilaç kullanmam gerekiyormuş. Bunu da paylaştım psikologumla ve bunun bir fırsat olduğunu, ilaç içmeye başlarsam sürece katkısı olabileceğini belirtti. İşin doğrusu ben de bir yandan kendimi yoklamak istiyordum ki hayat bana böyle bir oyun oynadı. İlaç içmeye başladım mı, henüz değil; çünkü değerlerim yüksek çıkar çıkmaz ilaç kullanma taraftarı değilim. 1 ay gibi bir süre bekleyip sonrasında testleri tekrarlayacağım ve yine yüksekse kaçış yok. Bu sorunla yüzleşme zamanı! Şimdilik bu konu askıda anlayacağınız.

4. seansım ise berbattı. EMDR ile devam edeceğim diye düşünürken hipnoz ile devam etmeyi önerdi psikologum. Hipnoz dediğimiz klinik hipnoz, öyle kendimi kaybedeceğim bir durum olmayacaktı. Size bırakıyorum dedim ve 4. senasta hipnoz denedik. Hipnoz esnasında gözlerimi kapatıyorum ve bu sefer beynim değil psikolog yönlendiriyor beni, ben de hayal ediyorum. Yogada rahatlama için kullanılan teknik aslında. Çayırdasın çimendesin, deniz kenarındasın. Aman da rahatladın, güneş geldi ayaklarına hissettin gibisinden. Sonrasında ise bir deniz kenarına geldim ve şezlongda otururken 2 tane ilaç içtim güya. Hayal edebildim mi peki, bu konuda çok başarılı olduğumu sanmıyorum.

Seans bitti ve değerlendirmeye geçtik. Psikologum artık denemeye başlamamız gerektiğini, yol kat ettiğimizi düşündüğünü söyledi. Kalakaldım, başımdan aşağı tonlarca kiloluk tuğlalar düştü sanki de altında kaldım.

“Ama EMDR ne oldu hani sorunun kökenini bulacaktık?”

“Yutma korkunuzdan daha baskın bir korkunuz var, EMDR sürecini uzatacak bu. İsterseniz EMDR ile devam edelim ama bu süreç çok uzayacak 1 yıl bilemedin 2 yıl.”

“Hani bilişsel davranışçı terapi uzun sürerdi de EMDR de daha kısa sürede çözerdik. Başta konuştuğumuzun tam zıt noktasındayız.”

“Her yöntem herkese uymayabilir. Sorunun kökenini çözmek istiyorsanız dediğim gibi uzun sürecektir. Ben sizi kısa sürede sorununuzu çözmek için bu sürece yönlendiriyorum.”

“Ama denemek değil sorunun temelini çözmek istiyordum siz de bu yönde yönlendirdiniz beni. Başka türlü konuşmuştuk. Şimdi yuttum diyelim tekrarlarsa bu problemim ne olacak. Yemek yeme sorunum ne olacak?”

“Tekrarlayabilir ama artık daha deneyimli olacaksınız ve daha kısa sürede atlatacaksınız. Hapı yutarsanız yemek yeme sorununuzun da çözüleceğini düşünüyorum.”

Ne bu şimdi, ne bu ne! Her şey yerle bir. EMDR, sorunun temeli… Hepsi ama hepsi tuğla olup kafama kafama düştü. Sorunun temelini çözmezsek olmazdı hani, doğrusu diğer türlüsüydü ve EMDR çok başarılıydı hani? 4 seanstır zaten psikologumla kuramadığım pamuk ipliğine bağlı olan güven kırıntısı da rüzgara kapılıp uçup gitti. Bağırıp çağırıp etrafı dağıtmak, küfürler savurup çıkıp gitmek istedim. Kendimi kandırılmış hissettim. Becerememiş de beni başka yollara yönlendiriyor diye düşündüm. Sinir oldum. Kibar bir dille anlattım mümkün olduğunca. Bu düşüncelerimin fazlasıyla farkındaydı bana göre ama neymiş şanslıymışım ki çok fazla yöntem biliyormuş, şanslıymışım ki farklı farklı yöntemler denemeye açıkmışım.

Ne denir şimdi, ne yapılır söyleyin bana!

Her yöntem herkeste işe yaramayabilir eyvallah. Belki ilerlediği yöntem doğru eyvallah ama en başta beni niye umutlandırdın söyle bana. Bana bu süreci niye açık açık anlatmadın. EMDR çözmezse denemeye gidebiliriz, %100 çözüm değil demedin? Kandırılmış hissetmem gereksiz alınganlık mı sizce?

Yazıya dökebildiğim hissettiklerimin binde biri belki. Bir sonraki seansta su içmeyle başlayacakmışız. Gelirken yanımda su getirmeliymişim. İyi de ben sana güvenemedim ki, yanımda su getirmek yerine üstüne soğuk bir su içmeliyim belki!

Çıktım odadan, binadan. Eşim geldi aldı beni. Ağzımı açıp tek kelime edemedim, başladım hüngür hüngür ağlamaya. Yanlış yerde olduğum için, böyle olduğum için, her şey için...


Bir sonraki seans yarın ve ben gitmeli miyim bilmiyorum…