21 Eylül 2014

Bırak Dağınık Kalsın

Yatakta tek başımıza yattığımızda bile aslında yalnız değiliz. Sıradan bir yatakta bir buçuk milyon ev akarı yaşar. Bunlar görünmeyen ve insanların dökülen derileriyle beslenen küçük hayvanlardır. Onlarla birlikte yaşarken ödediğimiz bedel ağır olabilir. Akarlar sıklıkla deri değiştirir ve dışkı bırakırlar. Akarların atıklarının cildimize teması egzemaya, bunları solumak ise astıma sebep olabilir. Londra' daki Kingston Üniversitesi' nden Stephen Pretlove bu belayı defetmenin yollarını araştırdı. Yataklarda yaşayan canlıların sayısını öğrenmek için bir bilgisayar modeli oluşturdu. Ayrıca evin içine ölçüm aletleri yerleştirdi. İki sene boyunca yataktaki ve yatağın dışındaki sıcaklık derecelerini ölçtü. Araştırmacılar sonunda ev akarlarının zayıf noktasını keşfetti: Küçük canavarların hayatta kalmak için nemli havaya ihtiyacı vardı. Pretlove basit bir tavsiye veriyor: Sabah yatağınızı toplamayın. Toplanmamış bir yatakta nem, örtüyü ve şilteyi çok daha çabuk terk ediyor ve akarlar da kuruyarak ölüyor.

S. Pretlove. T. Oreszczyn, et al., "A steady state model of predicting hygrothermal conditions in beds in relation to house dust mite requirements" (Ev akarlarının gereksinimleri açısından yataklardaki higrotermal şartların öngörülmesi için bir kararlı hal modeli), Building Services Engineering Research & Technology 26(2005), s. 301-314.

Bırak Dağınık Kalsın
Rik Kuiper - Tonie Mudde

Biz çalışan kadınların en büyük problemlerinden biridir sanırım yatağın örtüsünü serip, yatağı düzeltmek hele de eşimiz bizden sonra yataktan çıkıyorsa. Müjde! En iyisini biz yapıyormuşuz :) İtiraf etmeliyim ki bir misafir gelene kadar veya hafta sonu evi toplayana kadar yatağımız karman çorman durur. Başta rahatsız ediyordu bu durum beni sonra kendime dert etmemeye çalıştım. Bu yazıyı okuduktan sonra da "Oh süpermiş" dedim ve sizlerle de paylaşmak istedim. Dert etmeyin, bırakın dağınık kalsın ;)


17 Eylül 2014

İstanbul’ da Düğün Dış Mekan Fotoğraf Çekimi Yapılabilecek Yerler

Bu konuyu daha erken yazabilmek isterdim zira evliliğimin 1. yılı çoktan doldu bile. Geç olsun güç olmasın diye yazmaya koyuldum. Bu bilgiler benim 2013 senesindeki araştırmalarım sonucunda elde ettiğim bilgiler. Daha güncel bilgilere aklınıza yatan mekanları arayarak ulaşabilirsiniz.

Çırağan Sarayı
Pek çok gelinin hayallerini süsleyen bu mekanı aradım. Hani parası neyse veririz gibisine :) Görüştüğüm beyefendi dış mekan çekimine izin verebilmeleri için düğünün Çırağan Sarayı’ nda yapılması gerektiğini söyledi. Eskiden otelde 1 gece kalan çiftlere de çekim için izin verdiklerini artık bu uygulamayı kaldırdıklarını belirtti. Peki dedim, düğün kaç para, söyle hemen göndereyim. Nasıl içişiiim, nasıl içmişiiiim :)




Kuzguncuk
Güzelim sokakları, rengarenk evleriyle Kuzguncuk fotoğraf çekimi için oldukça ideal bir mekan bence. Düğün fotoğraflarım sadece yeşillikten ibaret olmasın, renkli olsun istiyorsanız Kuzguncuk sokaklarına bir göz atmanızı tavsiye ederim. Deniz’ e yakın olması nedeniyle sahilde boğaz manzaralı düğün fotoğrafları da çektirebilirsiniz. Üstelik tüm sokaklar, evler bedava :)







Fethi Paşa Korusu
Bu koruda da güzel fotoğraf kareleri yakalanabilir. Fotoğraf çekimi için mekan ücreti yok ancak tesis binası önünde fotoğraf çekimine izin vermiyorlar.



Emirgan Korusu
Emirgan Korusu’ nda da fotoğraf çekimi ücretsiz ama çok yeşil, yemyeşil. Her yer yeşil. Düğün fotoğraflarınız sadece yeşil ağırlıklı olsun istemiyorsanız Emirgan korusuna yakın bir mekan daha belirleyip 2 farklı yerde fotoğraf çekimi yaptırmalısınız bana göre.




Dolmabahçe Sarayı
Düğün fotoğraf çekimine izin verilmiyor. Hiç mi verilmiyor? Evet hiç, bir yerlerde dayın amcan yoksa ısrar etme :)

Küçüksu Kasrı
Bu kasrı görmedim hiç ama fotoğraflarından güzel görünüyor. Saatlik çekim ücreti ise 500 TL. Evet evet yanlış duymadın :D





Ihlamur Kasrı
Ihlamur Kasrı' nda da fotoğraf çekimi Küçüksu Kasrı gibi 500 TL cik!



Atatürk Arboretumu
Belgrad ormanının güneydoğusunda yer alan bu şahane mekanda çok güzel çekimler yapılabilir. 2 saatlik fotoğraf çekimi için 295 TL ödemek şartıyla tabi.




Beylerbeyi Sarayı
Düğün fotoğraf çekimine izin verilmiyor.

Yıldız Parkı
Bu park fotoğraf çekimleri için oldukça sık kullanılan bir mekan. Adım başı bir gelin-damada rastlayabilirsiniz. Güzel kareler yakalanabilir. Fotoğraf çekimi ücretsiz, sadece otopark için 5 TL vermeniz gerekiyor.

Fenerbahçe Parkı
Eğer yeşil alan ve kafeleri kullanırsanız  100 TL+KDV ücret isteniyor sadece yürüyüş yollarında ve sahil bölgesinde çekim yaparsanız sizden bu konuda bir ücret talep edilmiyor.

Boğaziçi Üniversitesi
Fotoğraf çekimi için oldukça güzel bir mekan. Biliyorsunuz davetiyemiz için fotoğraf çekimimizi burada yapmıştık. Fotoğraf çekimi için aradığımda artık çekime izin verilmediğini söylediler. Kampüste gelin ve damadın dolaşmasını ve böyle bir çekim yapılmasını, yönetim kurulu üniversitenin imajına yakıştırmadığından böyle bir karar almışlar. Fikirleri şu an değişti mi bilmiyorum. Arayıp bir şansınızı deneyebilirsiniz belki ;)

Hidiv Kasrı
Fotoğraf çekimi için oldukça güzel bir yer hem yeşil mekanlar var hem de denizi yukarıdan gören bir alanı var. Üstelik fotoğraf çekimi ücretsiz! 

Bu saydıklarım dışında da fotoğraf çekimi yapabileceğiniz pek çok mekan var. Güzel İstanbul’ un taşı toprağı fotoğraf stüdyosu :) Galata Kulesi, Gülhane Parkı, İstiklal Caddesi, Ortaköy Meydanı, Rumeli Feneri, Büyükada bunların bir kaçı.

Peki biz fotoğraf çekimi için nereleri düşündük? Tek mekanda çekim yapmak istemiyorduk bu sebeple birbirine yakın, trafik çilesi çekmeyeceğimiz 2 güzel mekan bulmamız gerekiyordu. İlk mekanımız sokaklarına evlerine hayran kaldığımız Kuzguncuk. Çekim öncesinde gidip sokakları gezdik, nerelerde fotoğraf çekebiliriz diye bakındık. Mekanı hiç tanımadan gitmek zaman kaybetmenize neden olur. Malum fotoğrafçılarla saat bazında anlaşıyoruz. Bu nedenle çekim yapacağınız mekanı önceden görmenizi tavsiye ediyorum. Daha sonra Kuzguncuk’ a çok yakın olan Fethi Paşa Korusu’ na gidip gezdik. Burası da güzel bir mekan ve çekim yapılabilirdi. Sonrasında ise Fethi Paşa Korusuna alternatif olan Beykoz Tema Park’ a gittik ve burayı daha çok beğendik. Mekanlar belirlendi Kuzguncuk ve sonrasında Beykoz Tema Park ancak çekim yapacağımız günün bir gün öncesinde Tema Park’ ın kapandığı bilgisini aldık. Güler misin ağlar mısın? Fotoğrafçımızın önerisiyle ikinci mekanımızı belirledik ve Hidiv Kasrı’ na gittik. İtiraf etmeliyim gidince Fethi Paşa Korusu' ndan daha güzel olduğunu gördüm ve rahat bir nefes aldım. Böylece fotoğraf çekimlerimizi tamamladık.

Henüz mekan belirlememiş/belirleyememiş çiftlere naçizane tavsiyem çekim yapacağınız mekanları gitmeden arayıp bilgi almanız, olabilir diye not aldıklarınızı gidip bizzat görmeniz. 2 farklı mekanda çekim yapmak süre sıkıntısı nedeniyle zor olabilir ancak yakın mekanlar belirlerseniz neden olmasın? 

Herkese dış mekan çekimlerinde bol şans diliyorum ;)

16 Eylül 2014

Yutma Fobisi Vol.4 : Karanlık...

Psikologla ikinci seansım dündü. Nasıl mıydı? Garip!

Öncesinde bir hoşbeş, geçen hafta nasıl geçti, bir değişiklik var mı gibi havadan sudan sorular.

Sonrasında hatırladığım en rahatsız edici hap içme deneyimimi sordu psikologum. 2 tane hatırladım. Biri hani şu mayıs ayında acilde ağlaya sızlaya içtiğim hap hikayesi, diğeri ise daha eski bir hikaye.

"En eskisinden başlayalım" dedi. EMDR uygulayacağız şimdi. Dırınım dırınım dırınırım...

“Ben elimi sağa sola hareket ettirerek sana komut vereceğim, sen de o anı düşüneceksin.”
“Peki”

Elini takip etmekten o ana odaklanamadım. Bir iki denemeden sonra;
“Yok odaklanamıyorum, gözümün önüne hiçbir şey gelmiyor!”
“Tamam bir de şöyle deneyelim, sen gözlerini kapat ben de elimdeki kalemle dizlerine sırayla pıt pıt vuracağım”
“Ben mi beceriksizim acaba?”
“Yok herkes anında yapamaz, normal”
“Gülebilir miyim peki :)”
“Tabi, her şey serbest.”

Gözlerimi kapadım, o anı hatırlamaya çalışıyorum ama karanlıktan başka bir şey gelmiyor gözümün önüne. Karanlık, sonsuz karanlık...

EMDR sürecinde dizlerime bir süre vurup düşünmemi bekliyor. Vuruş işlemi bitince gözlerimi açıyorum ve ne gördüğümü anlatıyorum.

Karanlık…

“Yok bir şey göremiyorum”
“Olabilir devam, karanlık sana ne hissettiriyor?”
“Bilmem korku?!?”
“Tamam bir daha deniyoruz”
“Şimdi ne gördün?”
“Karanlık…”
“Şimdi ne hissettiriyor peki?”

Zıkkımın pekini, ne biliyim ben! Evet önyargılıyım ve sinirliyim! Bu saçmalıkla uğraştığım için. Kendimi bu duruma düşürdüğüm, bu mal sorunu kendi kendime yenemediğim için. Yanlış bir seçim yaptığımı ve boşa kürek salladığımı düşündüğüm için.

Karanlıktayım, her şeyi yıkıp dökmek istiyorum. Bağırmak istiyorum. Saçmalamak, kendimi yerlere atmak istiyorum. Yapamıyorum. Gözlerimden yaşlar boşalıveriyor.

Sonra kendine gel Mes diyorum ama koltuk da pek bir rahatsız. Bir şeyler görmek için uzansam daha mı iyi olur ki, böyle oturur vaziyette moda mı girilir? Hem filmlerde hep böyle görmedik mi? 

Denemeye karar veriyorum tekrar ama saçma sapan şeyler görüyorum. Bir kuyu varmış da içine düşmüşüm de aman da yüzüyormuşum da…

Bunlar beynimin bana oyunu mu yoksa önümü mü görmeye çalışıyorum? Ya da hepsi bir şeyler görmek zorunda olduğum için benim uydurmalarım mı?

Sonuç, hiçbir ilerleme yok. Kaygılarım had safhada. Bir önceki seansta ucundan yakaladığım umut, o kapkara odalarda kaybolup gitti. Ben kayboldum...

15 Eylül 2014

Yutma Fobisi Vol.3 : İlk Seans

Herkese koccaman bir merhaba,

Başlıktan da anlaşılacağı gibi seçtiğim klinik psikologla ilk seansa gittim. Giderken oldukça endişeliydim, ne olacak, nasıl olacak? Kafamda deli sorular!

Vee ilk karşılaşma...
İç ses: "Güleryüzlü bir kadın, oldukça sıcak davranıyor. Her şey yolunda gidecek galiba."

Odaya geçtik. Sorunumun ne olduğunu anlatmaya başladım. Hap yutamama, yemekleri yavaş ve çok çiğneyerek yutma, boğulma korkusu ve bana kalmasını tercih edeceğim başka birkaç konu daha. Ben anlattıkça not aldı, sorular sordu. 

"Yemek yerken neden boğulacağını hissediyorsun, bana o boğulmayı anlatır mısın?"
"Ya açıkçası pek dikkat etmedim. Yemek takılıyor mu nefessiz mi kalıyorum diye ama korku ve endişe var"
"Hmm, biraz daha anlatabilir misin yani ne oluyor, takılıyor mu?"
"Bilmiyorum, yani dikkat etmedim diyorum ya!"

İç ses: "Allah' ım çok yanlış bir yerdeyim, olmamam gereken bir yerdeyim. Ne işim var benim burada!"

Benim anlatacaklarım bitiyor, sonra o başlıyor konuşmaya. Sürecin nasıl ilerleyeceğini anlatıyor. Anlattığım soruları bir sıraya diziyor. Önceliğimiz benim hap yutamamam. Bu en önemlisi çünkü hastalandığım an direk beni etkiliyor ve bebek düşünmeme en büyük engel. Sonraki, yemek yeme sıkıntısı. Bu ikinci önemde çünkü yavaş ve az da olsa yemek yiyebiliyorum. Hap olayını çözersek bunu da atlatacağıma inanıyor. Daha sonra da diğer bahsettiğim konular geliyor.

"Siz bunları sıraladınız ama ben size sadece hap için gelmiyorum. Diğer sorunlarım ne olacak peki, onları hiç konuşmayacak mıyız bu süre zarfında?"
"Ben çalışırken tek konuya odaklanmayı ve daha hızlı çözüme ulaşmayı tercih ediyorum. Başka konulara da dallanırsak bundan 4 ay sonra hala hap yutamıyor olabilirsin. En önemlileri hallettikten sonra onlarla ilgili de konuşacağız?"
"Peki boğulma korkusunun  altında pek çok neden yatabilir dediniz, ya bahsettiğim diğer konularsa asıl neden?"
"Çalışmaya başladıkça bunları çözeceğiz zaten. Altında yatan sebepler onlarsa önce onları çözmeye çalışacağız?"
"Ama ama :( "

İç ses: "Hepsini aynı anda çözseydik iyiydi!"

"Sorunların altında bir deneyim yatar genelde, boğulmayla ilgili bir deneyiminiz oldu mu?" 
"Ben boğulmaya dair hiçbir anı hatırlamıyorum. Ailem de hatırlamıyor."
"Peki anneniz size hamileyken bir travma, düşme, yaralanma, darp gibi bir durum yaşanmış mı?" "Bildiğim kadarıyla hayır. Çok fakirlermiş, sadece bunun yarattığı bir sıkıntı olabilir. Bu sorunumun altında bir şey yattığına çok emin değilim."
"Genelde altında bir deneyim yatar ama dediğiniz gibi altında bir şey yatmıyorsa o zaman işimiz daha kolay :)"
"Ben psikologun sorunumu çözeceğinden pek emin değilim aslında, işe yaramayacak gibi geliyor."
"EMDR nin güzelliği burada işte, siz inanmasanız da çaba sarfetmeseniz de çalışıyor :)"

İç ses: "Hadi canıııımmmm!"

Bu konuşmadan sonra EMDR' yi bir de psikologumdan dinledim. Kısaca sizlere de bahsedeyim.

Bilişsel davranışçı yaklaşım beynin üst katmanına hitap eder, farkında olduğumuz kaygılar davranışlar vs. EMDR ise beynin alt katmanına, bilinçli olarak yönetemediğimiz hayatta kalma kaygısı, kötülüklerden korunma refleksi gibi durumları kontrol eden kısma hitap ediyor. Yani biz hatırlamasak da oraya bir şeyler yazılıyor. EMDR oraya yazılan ve korkumuzu tetikleyen düğümü açmaya yardımcı oluyor ve bunu EMDR uygulandığında beynimiz kendi kendine çözüyor. Psikologum EMDR ile çözdüğü bir sorundan bahsetti, detaylarını vermeyeceğim ama bu yöntemle hastanın sorununa temel olan bir rüyasını hatırladıklarını belirtti. Değil rüya çoğumuz dün ne yediğimizi hatırlayamıyoruz. Bu örnek beni etkilemedi desem yalan olur. Bir umut var mı yoksa diye düşündüm, umutlandım ve işe yarayacak sanırım dedim.



Sonrasında boğulma konusundan bağımsız hayatımda hatırladığımda üzüldüğüm konulardan bahsettik, bunları not aldı. Önemli olduğunu söyledi.

Böyleyken böyle. İlk seans daha çok sorun ne, nasıl ilerleyeceğiz gibi konuların konuşulduğu bir seans ve elle tutulur bir ilerleme olmuyor. Bakalım bir sonraki seansta neler olacak?

5 Eylül 2014

Yutma Fobisi Vol.2 : Psikolog Arayışı

Yazının devamı gelecek demiştim, birilerine faydalı olabilmek umuduyla devam ediyorum.

İlk postumda psikoloğumun adını henüz vermeyeceğim demiştim çünkü yeni başlıyoruz sürece ve ilerleme gördükten sonra tavsiye amaçlı isim vermemin daha doğru olacağına inanıyorum. 

Başlıktan da anlaşılacağı gibi bu postumda psikolog arayışımı anlatacağım. Psikolog arayışı ve seçme önemli bir adım çünkü.

Psikologa gitmeye karar verdikten sonra yaklaşık 3 hafta psikolog aradım. İnternetteki tüm tavsiye sitelerini dolaştım. Çevreme, bana önerebilecekleri bir psikolog olup olmadığını sordum. Sonra bir arkadaşımın tavsiyesiyle Bilgi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Birimi’ ni arayıp sorunumu anlattım. Görüştüğüm yetkili kişi ise Bilgi Üniversitesi danışan başvurularının Eylül sonu gibi alındığını ve görüşmelerin Ekim başında başladığını söyledi. Seans ücreti ise 80 TL’ ymiş. Ben de ekimi bekleyemeyeceğimi ve dışarıdan birine yönlendirip yönlendiremeyeceklerini sordum. Oturduğum semti ve her seans için ödeyebileceğim maksimum  tutarı öğrenip bana uygun olabilecek 4 psikolog önerdiler. Bu psikologların her biriyle telefonda görüştüm, problemi anlattım. Bir kısmı benim problemime bakmadıklarını veya boş seanslarının olmadığını söyleyip beni başka kişilere yönlendirdi. Bilgi Üniversitesi’ nden yola çıkarak 8-9 psikologla konuştum. Bu psikologların biriyle görüşmeye gittim ama bu görüşmeden “Evet sanırım bu psikologla ilerleyebileceğim” diye çıkmadım maalesef. İçime sinmeyen bir şeyler vardı ve psikolog olayını aceleye getiremezdim. Biraz daha araştırmaya karar verdim. Bilgi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Birimi ile ilgili detaylı bilgilere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.


Bilgi Üniversitesi’ nden elle tutulur bir sonuç alamayınca Türk Psikologlar Derneği’ ni aradım. Orada konuştuğum kadın bana Mecidiyeköy’ de bir psikoloğun adını verdi. Bu ismi araştırdım oldukça iyi yorumlar vardı ancak bu yorumların %80’ i cinsel problemlerle ilgiliydi. Ama yine de şu ana kadar araştırdıklarımdan en umut vadedeni bu olduğu için bir kenara not ettim bir yandan da başka isimler araştırmaya devam ettim. Türk Psikologlar Derneği ile ilgili detaylı bilgiye de aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.


Sonra bir gün işyerinde konuşurken bir arkadaşımın kardeşinin psikolog olduğunu öğrendim. Bu kızcağız yeni mezun olduğundan kendimi ona emanet edemezdim. Konuyu anlattım ve bana önerebileceği bir isim olup olmadığını sordum. O da sağolsun hocasıyla konuştu ve bana 3 isim verdi. Psikolog araştırırken de Klinik Psikolog olup olmamasına dikkat etmemi ve Bilişsel Davranışçı Terapi kullanmasının önemli olduğunu söyledi. Haydaaaa neydi ki bunlar, ben şimdiye kadar tavsiye var mı yok mu diye araştırmıştım psikologları :S Neyse efendim bu 3 ismi araştırdım, 3' ü de ilk araştırmamdan artı puan aldılar benden. Sonrasında aradım hepsini. 3’ ü de klinik psikolog. Konuştuklarımdan biri Bilişsel Davranışçı Terapi kullandığını söyledi. Bir diğeri ise korku/kaygı bozukluklarında EMDR yöntemi oldukça etkili oluyor ve ben de EMDR uzmanıyım dedi. "Peki Bilişsel Davranışçı Terapi? Ona ne olacak?" dediğimde ise aslında ikisini de kullanacağız, durumunuza göre ben ağırlıklarını değiştireceğim. EMDR’ yi bir araştırın isterseniz dedi. Ben de teşekkür edip kapattım.

Anlaşılan o ki benim bu Bilişsel Davranışçı terapi ve EMDR’ yi araştırmam gerekiyordu. Araştırdım okudum ettim derken sizi de öğrendiğim kadarıyla kısaca bilgilendireyim istedim.

Bilişsel Davranışçı Terapi: Bu terapi yöntemi ruhsal rahatsızlıkları açıklarken ve nedenlerini araştırırken psikiyatri biliminin verilerine dayanır. Bu rahatsızlıkların çözümünde kullandığı sözel ve davranışsal yöntemler de aynı şekilde bu bilimsel ilkelere ve öğrenme kuramlarına dayalıdır. Ortaya konulan bu tedavi yönteminin etkinliği bilimsel olarak sınanmış ve yüzlerce klinik araştırmayla bir çok ruhsal rahatsızlıkta etkili olduğu gösterilmiştir.
EMDR: Türkçe açılımıyla Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme, güçlü bir psikoterapi yaklaşımıdır. Bugüne kadar her yaştan yaklaşık 2 milyon kişinin farklı tiplerde psikolojik rahatsızlıklarının başarıyla tedavi edilmesini sağlamıştır. EMDR psikolojik travmanın yarattığı duygusal kilitlenmişliği açar ve kişinin doğal iyileştirici kaynaklarının harekete geçmesine izin verir. Böylece beyinde hapsolmuş/kilitli kalmış travmatik yaşantının işlenmesini sağlar.
Psikolog sorunumu nasıl düzeltebilir ki diye düşününce karşıma geçip “Hadi en küçük haptan başlıyoruz, hoop içiyoruz” şeklinde denemeyle çözmeye çalışır diye korkuyordum. Bilişsel davranışçı terapi ve EMDR yi duyduktan sonra bir nebze olsun rahatladım.
Bilişsel davranışçı terapi daha geleneksel bir yöntem olduğundan bu yöntemin tedaviye dahil olmasını istiyordum ama EMDR de kulağa işe yarar bir tedavi gibi geliyordu. Bu sebeple ikisini bir arada kullanacağını söyleyen Klinik psikologda karar kıldım.
Yaşadığım bu psikolog seçme sürecinde sizlere de tavsiyem psikolog ismini aldıktan sonra hemen randevu alıp gitmemeniz. Önce bir  araştırın, edinebildiğiniz kadar bilgi edinin. Telefonda görüşüp bir fikir elde etmeye çalışın. Sizi tedavi etmek için nasıl yöntemler kullanacağını kısaca öğrenmeye çalışın. Bütün bu incelemeler sonrasında içinize sinerse randevu alın. Bunun yanında psikoloğun size, kolay ulaşabileceğiniz mesafede olması önemli. Mesela ben İstanbul Avrupa yakasında oturuyorum. Anadolu yakasında bir psikolog tercih etsem bir süre sonra yol gözümde büyüyecek ve terapilere isteksiz devam edecektim veya gitmemeyi tercih edecektim. Ulaşabileceğiniz mesafeden kastım bu aslında. Seans ücreti de bir diğer önemli konu. Bütçenizi gözden geçirip maksimum sınırınızı belirleyin ve bu kriteri de göz önünde bulundurarak psikolog arayın. Bütçenizi aşacak bir psikoloğa gitmeye başlasanız bile bir süre sonra tedavi ücreti sizi zorlayacağından tedaviyi bırakma veya maddi olarak strese girme ihtimaliniz yüksek.
Ben zor da olsa bir psikologda karar kıldım ve randevumu aldım. Hakkımda hayırlısı artık ;)

4 Eylül 2014

Yutma Fobisi Vol.1 : Bu Problem Yakamı Bırakmayacak Galiba!

Herkese kocaman  bir merhaba blogdaşlarım.

Ne biçim başlık bu Mes, yutma fobisi de nedir derseniz başımın belasıdır diyebilirim. Yutma fobisi Türk Psikiyatri Derneği' nin sayfasında aşağıdaki gibi tanımlanıyor.

Yutma fobisi:  Bu hastaların tek korkusu birşey yutarken boğulmaktır. Yemek yerken, su içerken boğazlarına kaçacağı ve boğulacakları düşüncesindedirler. Yemeye/içmeye korktukları şeylerin karmaşık bir listesi olabilir. Bazı şeyleri hiç yemeyerek kısmen rahat edebilirler. Birçok zaman kuruyemiş gibi küçük taneli şeyler çok korkutucudur. Yemek ve içmekten kaçınmanın çok ciddi sonuçları olabilir: ileri derecede kilo kaybı gibi.

Böyle bir baş belası işte! Bu korkum ne zaman başladı hatırlamıyorum. İlk olarak hap yutamama, soluk boruma kaçmasından korkma şeklinde başladı ve en şiddetli durum bu benim için. Hiçbir zaman rahat hap yutabilen bir çocuk olmadım ama son 2-3 yıldır hiç içmemeye başladım. Doktor ilaç yazacaksa hep suda eritilen şeyler istedim, olay iğne yaptırmayı göze almaya kadar gitti. Doktorlar sorun fiziksel olabilir mi acaba diye beni kbb doktoruna yönlendirdi. Gittim ve yutmama engel fiziksel bir problemim olmadığını öğrendim. En son mayıs ayında doktorum tek tabletlik bir ilaç verdi. Sorunumun çözülmesi için içmem gerekiyordu. Tek tablet! Tableti 3-4 gün yanımda gezdirdim. Ben ona baktım, o bana baktı. Arkadaşlarım, ailem bana hapı yutturmak için binbir dil döktü. Hadi birlikte içelim diyen, içme taktiği veren... Baktım olmuyor, çalıştığım kurumun doktorunun yanına gideyim de bari soluk boruma kaçarsa beni kurtarır en azından dedim ve sağlık biriminin yolunu tuttum.

"Merhaba, benim bu tableti yutmam gerekiyor ama yutamıyorum. Deneyemiyorum bile. Soluk boruma kaçacak diye korkuyorum. Ne yapabilirim?"
"Hmm, böyle bol suyla deneseniz?"
"İşte yutamıyorum yani korkuyorum!"
"Yani bence böyle dilinizin en arkasına koyup direk su içerseniz olur."

Ben de burnuma koyup yutmaya çalışıyordum çünkü! Baktım olmayacak teşekkür edip çıktım.

Bir yandan da internetten araştırma yapıyorum, benim gibi olan var mı yoksa bu dünyadaki tek lanetli kişi ben miyim diye. Benim gibi olan var ama büyük bir kısmı ağzına gelen ilaç tadından rahatsız olduğundan ötürü içemiyor. Boğulma korkusu olan tek tük kişiye denk geldim ama onların da bir çözüme ulaştıkları yok. İlaç yutmayla ilgili bir sürü teknik, tavsiye kaynıyor sayfalar.

"Bence ekmeğin içine sar, öyle yut" - Minnacık hapı yutamıyorum bir de çevresine ekmek saracağım öyle mi, tişikkirler sipirmin!

"Yoğurdun içine koy, kaşıkla ye" - Ben o hapın orada olduğunu bildiğim sürece yutamayacağım biliyorsun değil mi? Fobi diyorum, kaygı diyorum, kime diyorum?

"Suyun veya meyve suyunun içine at iç" - Bütün hapların suda çözünerek içilebileceğine dair bir garanti yok, boğularak ölmek yerine beyin kanaması geçirerek ölmek isteyeceğimi de nereden çıkardın?

Bu yararlı yönlendirmeleri gördükten sonra daha donanımlı bir hastanenin aciline gidip içmeye karar verdim ilacı. Öteki tekimi de sürükledim kendimle, bana bir şey olursa doktor çağırsın diye :) Önce yapabilirim gibi geldi ama öyle değilmiş. 3-4 defa deneyip her seferinde çıkardım ağzımdan hapı. El titremesi, terleme, ağlama bir yandan tabi. Çevredeki insanların da "Ne yapıyor bu gerzekler" kıvamındaki bakışlarını es geçmemek lazım. Sonra ilaç vıcık vıcık olunca son bir gayret yutuverdim ama ben mi ilacı yuttum o mu beni yuttu bilemedim.



Hap yutma sorunumun ciddi ciddi farkına varınca yemek yememdeki sorunlar da gözüme batmaya başladı. Yemekleri uzun süre çiğneyip lapa kıvamına geldikten sonra yutuyorum ve yavaş yemek yiyorum. Hele meyve, sebze, jelibon gibi kaygan yiyecekleri yemek işkence. Genelde yememeyi tercih ediyorum.  Bunun altında da boğulma korkusu var sanırım.

Yemekleri yavaş yemem aile içinde veya dışında çoğu yemekte günün konusunun ben olmama neden oluyor. 
"Aaa çok yavaş yiyorsun." - Evet yavaş yiyorum!
"Sen o yemeği bitireceksin de ben göreceğim" - Hey Allahım!
"Ya yemeği kaç defa çiğnediğini saydım da 30 falan herhalde :)" He he çok komik!

"Sen yavaş yiyorsun ondan mı kilo almıyorsun, ben de sen kaç defa çiğniyorsan o kadar çiğneyeceğim ki kilo vereyim" diye yemek boyunca beni izleyen, darlayan insanları saymak bile istemiyorum.

Topluca yemeğe gidilecekse yemek seçerken ne yemek istediğimi değil neyi çabuk bitirebileceğimi göz önünde bulunduruyorum. Nazımın geçmeyeceği, derdimi anlatamayacağım kişilerle yemek yiyorsam çoğu zaman aç kalkıyorum masadan.

Bu sorunu ilk defa duyanlar veya bu mu sorun diye düşünenler için komik bir fobi belki ama yaşayanlar için öyle değil.

Son çare psikologa gitmeye karar verdim. İnandığımdan ve bu sorunumu çözebileceklerini düşündüğümden değil, başka çarem kalmadığından. İleride bir gün bebek sahibi olmak istiyorum ancak hamilelik sürecini atlatanlar bilir, bu sürede vitamin desteği almak gerekebiliyor ve ben hap yutmayı beceremeden bu adımı atamıyorum, düşünemiyorum bile.

Uzun süreli araştırmalarım sonucunda bir psikologda karar kıldım. Bunları neden mi anlatıyorum? Bir yerlerde benim gibi çaresiz olan birileri varsa ve çare ararsa belki bir faydam dokunur diye. Psikologumun adını şimdilik vermeyeceğim, seanslarla ilgili de benle aynı durumda olanlara faydalı olabilmek için gerekli olan kısmını anlatacağım. 

Kesin kararlıyım ama umutsuzum. Bu problem yakamı bırakmayacak gibi geliyor. Benim gibi olan birileri varsa, bu yazının devamı gelecek. Ya ben bu sorunu çözeceğim ya da hayat benim son umudumun üstünü çizecek.

Bu yazıma yukarıda bahsettiğime benzer yorumlar yazılsın istemiyorum, akıl verme, ekmeğe sarıp yutma gibi. Bunun dışındaki tüm yorumlarınıza, desteğinize açığım.

Herkese güzel bir gün diliyorum.