29 Aralık 2014

Yutma Fobisi Vol.10 : Ne Durumdayım?

Yılın son haftasından ve son pazartesisinden koccaman bir merhaba...
Eskisi kadar sık yazmıyorum bu konuyu biliyorum, hevesim de kaçtı biraz sanırım. En son yazdığımdan bu yana gelişmeler şöyle;

26 Kasım' da iş yerimde 1 numaralı haptan 2 defa deneme yaptım ve içebildim.

25 Aralık 2014

Gelin Buketlerim



Herkese Selam,
Evlilik hazırlıklarımla ilgili postlarıma göz atarken gelin buketlerimle ilgili post yazmadığımı fark ettim. Jet hızlıyla yazdım :)

Diğer postlarımda bahsettiğim gibi düğün fotoğraf çekimimiz düğünden 1 hafta önce İstanbul' da olmuştu, düğünümüz ise daha sonra memlekette.

22 Aralık 2014

İsviçre Gezimiz Vol.2 : Thun - Interlaken


Selamlar hepinizeeeee,

Bugün İsviçre' de ki ilk günümüzden bahsedeceğim. 
Öncelikle ulaşım ücreti oldukça pahalı. İsviçre vatandaşlarında bizdeki akbil kıvamında ulaşım kartları mevcut ancak turistseniz tatil boyunca en fazla parayı ulaşıma harcayacağınız garantisini veriyorum. 

19 Aralık 2014

Evvel Zaman İçinde : Sana Demedim Ben, Balona Dedim!


Selam millet, ben geldim yine :)

Yeni bir başlık daha buldum, "Evvel Zaman İçinde" :) Bu yazı dizisinde geçmişten ufak ufak anılarımı paylaşmak istiyorum. Günün birinde çocuğum/çocuklarım okuduğunda benim hakkımda bilgi edinsin/edinsinler diye. Çocuğum olmazsa da yeğenlerim tanısın teyzesini.

17 Aralık 2014

Blogum Yenilendi :)




Merabayın arkadaşlar,
Uzun süredir blogumu yenilemeyi planlıyordum ancak bunun için profesyonel bir yardıma ihtiyacım olduğu açıktı. Ben de sevgili blogdaşım Shemellon' a "Help help!" dedim. O da sağolsun kırmadı beni ve blogumun adeta bir evrim geçirmesini sağladı. Ben hayallerimi yazdım ona, o da hepsini tek tek gerçekleştirdi.

16 Aralık 2014

Odadan Kaçış

http://www.odadankacis.com/


Haftanın ikinci iş gününden koccaman bir merhabaaa :)

Bugün sizlere son zamanlarda moda olan kaçış oyunlarından bahsedeceğim. Duyanlarınız, gidenleriniz vardır belki. Kaçış oyunu nedir derseniz, bilgisayardan oynadığımız kaçış oyunlarının gerçeğe uyarlanmış hali diyebilirim özetle. Bu oyunların bir amacı ve konusu olur.

1 Aralık 2014

Yanıkları Balla Tedavi Edin



Bir doktor berbat bir yarayı tedavi etmek üzere elinde bir çanak bal ve bir bandajla çıkageldiğinde gözleriniz şaşkınlıktan fal taşı gibi açılır. Ancak bu tatlı maddenin iyileştirici özellikleriyle ilgili oldukça fazla bilimsel kanıt var gibi görünüyor. Yeni Zelanda Waikato Üniversitesi Bal Araştırma Birimi' nden  Peter Molan, yaraların

28 Kasım 2014

Evlilik Aşkı Öldürmesin : Men Dakka Dukka!


Herkese kocaman merhabaaaaa,

İlişkimizin 12. yılını, evliliğimizin ise 1,5. yılını doldurmak üzereyiz. Tü tü tü tü maaşallah ;) Artık az buçuk evlilik ve ilişkiler konusunda tatava yapma hakkım var sanırım :)

Her evliliğin dinamiği farklıdır, bir evlilikte işe yarayan formül diğerinde yaramayabilir.

26 Kasım 2014

İsviçre Gezimiz Vol.1 : Ön Hazırlık



Selamlar Blogdaşlarım,
İsviçre nereden çıktı diyenleriniz varsa utana sıkıla söylüyorum ki bundan teeee 1,5 yıl önce balayımız için gitmiştik. Bir türlü toparlayıp yazamadım ama daha fazla ertelemek istemiyorum. 

24 Kasım 2014

Yutma Fobisi Vol.9 : Sanırım Koyverdim :(


Psikologumla beraber hap yutma denemesinden sonra 3 gün düşündüm, "ne yapabilirim?", "ne yapmalıyım?", "devam etmeli miyim?" diye.
Seansımızı 6 Kasım Perşembe günü yapmıştık. 8 Kasım Pazar günü evde denemeye karar verdim ama olmadı. Sanırım kendimi güvende hissedeceğim bir yerde denemeliydim. Evimizin yakınında bir hastane var. Hastanenin acil kapısının önüne düzenli gidip hap içmeyi denemeye karar verdim.Ve 10 Kasım Pazartesi... Yine akşama doğru heyecan dorukta. Aslında vazgeçecektim ama eşimin yüreklendirmesiyle kalkıp gidiyoruz acilin önüne. Acil çok tenha, göze batıyoruz :) Düşünsenize acilin kapısında iki kişi. Birinin elinde 1 şişe su. Öteki bir şeyler yutmaya çalışıyor :) Tuhaf bakışlar üzerimizde ama ne yapayım başka çarem yok. İçeride durmak yerine dış kapının önüne çıktık. 1 numaralı haptan yine 3 tane deniyorum. Ve psikologumla denediğimizden daha rahat yutuyorum. İlk yudumda yutamıyorum ama paniği daha iyi kontrol edebiliyorum. Acilin önünde olmamın ve eşimin yanımda olmasının etkisi vardır belki.

11 Kasım Salı günü tamamen bizim tembelliğimiz yüzünden hap denemesi yapmadım. Ama çok vicdan yaptım.

12 Kasım Çarşamba günü işyerinde çıkan sorunlar nedeniyle ancak gece 23' te evde olabildim. O saatten sonra da acilin önüne gidecek mecalim yoktu. Çarşambayı sele verdim anlayacağınız :(

22 Kasım 2014

Deneme Yamulma : Braun Oral-B Ağız Duşu Pro-Care Oxyjet


Herkese kocaman bir merhaba.

Çalışan herkesin pazartesi sendromunu hızlıca atlatmış ve haftanın tadını çıkarmaya başlamış olmasını ümit ediyorum. Dinimiz amin :)

Bundan sonra denediğim ürünleri, olumlu-olumsuz yönleriyle "Deneme Yamulma" başlığıyla yazacağım. Neden yamulma? Ürünler beklentilerimizi karşılayamadığında yamuluyoruz da ondan :)

Bugün sizlere yaklaşık 1 yıldır severek kullandığım Braun Oral-B Ağız Duşundan bahsedeceğim. En baştan belirteyim bu ürün bana PR amacıyla gönderilmedi. Bizzat para verip aldım. Bunu neden mi belirttim? Bazı bloglar PR ürünlerini allayıp pullayıp göklere çıkarıyor. Okuyucuları yanıltıp saçma sapan ürünleri almaya yönlendiriyor. PR ürünü yorumlayan tüm bloglar böyle değil elbette ama ayırmakta zorlanıyor insan. Bu nedenle "Reklam mı acaba?" diye düşünmemeniz için belirttim. Tamamen objektif yorumlarımı paylaşacağım sizlerle. Bundan sonraki ürünler için de geçerlidir bu açıklamam.

Bu girizgahtan sonra ürüne geçelim artık :)

19 Kasım 2014

Yutma Fobisi Vol.8 : Ve Perde!


Herkese kocaman bir merhabaaa.
Önceki postumda 8. seansta hap yutma denemesi yapacağımızı söylemiştim ve o gün geldi çattı.

Başta çok rahattım ama akşam oldukça, seansı yapacağımız binaya yaklaştıkça korku ve endişe seviyem arttıkça arttı. Endişeli olduğumu söyleyince psikologum "Biraz daha EMDR yapalım, rahatlayın sonra deneyelim" dedi. EMDR yaptık. Çok rahatladığımı söyleyemem ancak bu seans bitmeden hap denemek istiyordum ve EMDR yi bitirip denemeye geçtik. Deneme için aşağıda gördüğünüz 3 farklı boyutta şeker almıştım.


Başlangıcı en küçük olan 1 numaralı şekerle yaptım. Şekeri ağzıma alınca kalp çarpıntım arttı, ellerim titredi. İlk yudumda yutamadım. 3. yudumda gönderebildim nihayet. Amacım 2 numaralı şekeri de denemekti ama cesaret edemedim. Önce hapı nasıl yutmam gerektiğini öğrenmek için 1 numaralı şekerle devam etmek istedim. Bu seans boyunca 4 adet 1 numaralı şekerden denedim. 1 tanesini yutamadım, çıkardım. Diğer 3 ünü zar zor yuttum. Sonrasında psikologuma bu hafta boyunca ara ara deneme yapacağımı söyledim. Kendi kendime de denemeliydim.

17 Kasım 2014

Yutma Fobisi Vol.7 : Ay Hadi İnşallah :)




7. seansım da bitti. 5. seanstan sonra nasıl ilerledik diye sorarsanız emdr ile hipnoz karışımı diyebilirim. 2 seanstır ben gözlerimi kapatıp hap içtiğimi hayal ediyorum. Paniğe kapılınca elimi kaldırıyorum ve psikoloğum devreye giriyor ve dizlerime tıp tıp vurarak beni yönlendiriyor. İlk emdr denemelerimizde bir türlü hap yutmayı deneyemiyordum. Korku filminden kopup gelen sahneler vardı gözlerimi kapattığımda. Son iki seanstır hap içmeye yoğunlaşabildim, gözlerim kapalıyken karanlıktan çok hapı yutmayı denediğimi görüyorum. Hayal ederken psikoloğumun yönlendirdiği gibi suya odaklanıyorum. Sadece su içiyormuş gibi. İlk zamanlar karanlıkla boğuşurken şimdi deneyebilme farkını ilerleme olarak algılamalı mıyım diye psikoloğuma sordum ve kaygımın azaldığını bu nedenle bu farkın oluştuğunu söyledi. Ben de bunu duyunca içimden "Ay hadi inşallah" dedim, bir umut :)

6 Kasım 2014

Şikayetçiyim Hakim Bey : Karaca


Merhabalar herkese,

Evlenmeden önce Karaca' dan yemek takımımızı ve tencere takımımızı almıştık. Bu konuyla ilgili bir hevesle yazdığım "Çeyizimin İlk Parçaları" postunu okumak için tık tık.

Ağustos ayından itibaren tabaklarımın desenlerinde silinmeler başladı. Öyle bir silinme ki tabak kuruyken elimi desenlerin üstünden hafif bastırarak geçirdiğimde siliniyor, anlayın artık siz durumun vehametini!

Bir tabak, 2 tabak derken baktım takımın yarısından çoğu bu şekilde. Gözümü kararttım topladım tabakları ve ismini vermek istemediğim bir AVM deki Karaca şubesine gittim. İsmini vermek istemiyorum çünkü kimsenin ekmeğiyle oynamak istemem.

Toplamda 27 adet olan tabaklarımı teslim ettim.

"Tabakların büyük çoğunluğu sorunluymuş anlaşılan. Takımın hepsini getirin isterseniz tümden değişelim."
"Şimdi bir daha git gel yapmayayım. Ayrıca onları da size getirirsem hiç tabağım kalmayacak."

17 Ekim 2014

Soraya' yı Taşlamak


Filmin Künyesi
Yapım : 2008 - ABD
Yönetmen : Cyrus Nowrasteh
Oyuncular:  Shohreh Aghdashloo (Zahra), Mozhan Marno (Soraya M.), Jim Caviezel (Freidoune Sahebjam), Navid Negahban (Ali)
IMDb Puanı: 8,0

Filmin Konusu
Freidoune bir gazetecidir. Arabası bozulduğu için durduğu küçük bir İran köyünde Zahra ile tanışır. Mütedeyyin insanların çoğunlukla yaşadığı bu köyün sakinlerinden Zahra, Freidoune'un peşini bırakmaz. Çünkü onun bir basın görevlisi olduğunu anlamıştır ve Zahra, onunla konuşabilmek için ısrarla peşine takılır. Yeğeni Soraya bir gün önce, aynı köyde yaşadığı insanlar tarafından vahşice katledilmiştir. Ölmeden önce yeğenine söz veren Zahra, bunun köyün sırlarının arasına gömülmemesi için elinden geleni yapmaya kararlıdır. Tek umudu da bu gazetecinin elindedir, dinlemeli ve bu küçücük köyün büyük günahını tüm dünyaya anlatmalıdır.

Soraya' yı Taşlamak filmini vizyona girdiği zaman çok merak etmiştim ancak izlemek nasip olmamıştı. Yakın zamanda yaptığım izlenecekler film listesine eklemiştim bu filmi. Geçenlerde evde tembellik yaptığımız bir hafta sonu film izlemeye karar verdik ve listeden bu filmi seçtik.

Bundan sonrası filmle ilgili yorumlarımı içerdiğinden izlemeyen okuyucular için sorun olabilir. Sonra yok ben duymadım vay ben görmedim demeyin :)

Film gerçek bir olaydan yola çıkılarak yazılmış bir kitabın senaryosuna sahip ve İranlı şair Hafız’ a ait aşağıdaki dizelerle başlıyor.

“Olmayın riyakarlık edenlerden
bir yanda yüksek sesle
Kuran' ı dillendirirken
öte yanda ahlaksızlığını
sakladığını zannedenlerden”

Filmin ilk sahnesinde bir kadın evinden çıkıp sabahın köründe köyün içinden geçerek bir yerlere gidiyor. Bu süreçte köydeki görüntüler nedense ilk anda bana , bir gece önce düğün varmış herhalde diye düşündürdü. Filmin sonunda işin rengi değişiyor elbette.

Filmin ilk sahnesindeki bu kadının adı Zahra. Bir gece önce yeğeni Soraya, kocası ve arkadaşlarının din ve gelenek maskesi altında düzenledikleri iftiranın kurbanı olmuş ve köy meydanında taşlanarak vahşice öldürülmüştür. Kocası başka bir kadınla evlenebilmek için Soraya' dan boşanmak istemiş ancak Soraya kızları perişan olmasın diye boşanmak istememiştir. Bunun üzerine filmin her sahnesinde ağız dolusu küfrettiğiniz Soraya' nın kocası Ali, Soraya' ya iftira atarak onu ölüm yoluna sokmuştur.



Filmin bir sahnesindeki dialog aklımdan çıkmıyor. 

“Bir koca, eşini suçlarsa kadın suçsuzluğunu ispat etmek zorundadır. Ama bir kadın kocasını suçlarsa, kocasının suçluluğunu yine kadın ispat etmek zorundadır.”

Ne ala memleket değil mi?

Filmin pek çok sahnesinde çileden çıkabiliyorsunuz. Ali' nin Soraya kan revan içinde yatarken ki sırıtışı aklımdan çıkmıyor. Soraya' nın taşlanma sahnesi her bünyenin kaldıramayacağı kadar uzun ve can yakıcı. İzlemek bu kadar zorken bu şekilde ölüme mahkum edilmek ne acı. Bu yaşananların hala yaşanıyor olmasının farkında olmak çok çok acı.

Yine filmin en etkileyici sahnelerinden biri Zahra’ nın gazeteciye köyün çıkışında tüm olanı biteni içeren ses kasedini göstere göstere vermesi ve bu iftirayı atan köpeklerin dehşete düşmesi sahnesiydi.

Filmin sonunda ise Soraya' nın 9 yaşındayken çekilen fotoğrafını gösteriyorlar. Bu Soraya' dan geriye kalan tek fotoğraf. Öylece donup kalıyorsunuz bu gerçeklik karşısında.


Dilim döndüğünce filmi anlatmaya çalıştım ancak bu filmdeki acıyı ve gerçekliği, dinin cehaletle birleştiği ve kötü insanların hakimiyeti altına geçtiği noktada ne derece tehlikeli bir hal alabileceğini anlatacak bir kelime yok aslında. Sadece izleyin ve görün diyorum.

Herkese iyi seyirler... 

15 Ekim 2014

Düğünümüz İçin Seçtiğimiz Müzikler

Evlilik hazırlığı yapan çifleri darlayan bir diğer konudur düğün müzikleri. Girişte ne çalacak aman da ilk dans müziğimiz ne olacak. Olaylar olaylar...

Ben de hazırlık yapan çiftlere yardımcı olmak amaçlı kendi düğünümüzde seçtiğimiz müzikleri yazmak istedim.

Düğünümüzde fotoğraflarımızı içeren güzel bir slayt hazırlamıştık. Slayt müziklerini seçerken mümkün olduğunca soft ve fotoğrafların önüne geçip dikkat dağıtmayacak 2 parça seçtik.

Bebekliğimizden tanıştığımız tarihe kadar geçen sürede ayrı ayrı fotoğraflarımızın görüntülendiği kısımda Marlon Raudette' in New Age isimli parçasını kullandık.


Tanıştığımız tarih ve sonrasını içeren ikimizin fotoğrafları ile başlayıp düğün fotoğrafımızla sonlanan kısım için de Amelie film müziği olan La Valse d'Amelie parçasını kullandık. Bu parçanın sonlarına doğru yükselen temposu slaytta oldukça etkili oldu.



Mekana giriş parçamız ise Nil Karaibrahimgil ve tabi ki Ben Ona Resmen Aşığım! Giriş müziklerinin mıy mıy, baygın olmasını sevmiyorum. Bizim enerjimizi yansıtacak şekilde ve sözleri güzel bir parça arıyorduk ve bulduk bence :D




Dans müziği olarak 2 parça belirledik. İlkinde sadece eşim ve ben dans edecektik. İlk dans için Mariah Carey' nin My All parçasını kullandık ancak bu parça biraz fazla uzun. Parçanın ortalarına doğru yavaşlatarak bitirdik parçayı. 




İkinci dans müziğinde ise bizimle beraber sevdiklerimizin ve dans etmek isteyen herkesin de dans etmesini rica ettik ve eşimle beraber çok severek dinlediğimiz Toygar Işıklı' nın parçası olan "Sen Eşittir Ben" i seçtik.


Ne kaldı geriye? Hah! Olmazsa olmaz pasta müziği. Pasta müziğini genelde çiftler hareketli seçer. Biz de öyle yaptık ve Oya-Bora' nın "Sevme Zamanı" adlı parçayı kullandık. Bu parçanın başında Oya' nın bir uzun havası var :) O kısmını kesip şarkının tam başladığı andan itibaren çaldırdık parçayı.

Bizim seçimlerimiz böyleydi. Sizlere bir faydası dokunursa ne mutlu bana. Bu süreçleri yaşayan biri olarak şunu söyleyebilirim ki çiftler yeri geldiğinde bu müzikleri seçmek için bile kavgaya tutuşabiliyor. Yapmayın öyle şeyler. Dans müziğiniz A değil B olsun hiç farketmez. Önemli olan sizin mutluluğunuz. İnanın bana o an o heyecandan çalan müziğin ne olduğunu fark edemeyeceksiniz bile :)

11 Ekim 2014

Tatlı Sözleri Sevgilinizin Sol Kulağına Fısıldayın

Sinemada romantik bir gece geçirmek istiyorsanız yeni sevgilinizi mutlaka sağınıza oturtun. Amerikalı araştırmacılar sevgilinin kulağına bu konumda fısıldanan tatlı sözlerin aklına daha güçlü kazındığını keşfetti.Bir deneyde kulaklık takan gönüllüler kadın sesinden bir kelimeler dizesi dinledi. Bu ses bir kulağa "seven" veya "içten" gibi duygu yüklü sözcükler söylerken, diğerine duygusal olarak pek bir şey ifade etmeyen "boşluk" ya da "sivrisinek" gibi kelimeleri tekrarlıyordu. Gönüllülerden kelimeleri dinledikten sonra hala hatırlayabildiklerini yazmaları istendi. Sağ kulağa söylenen duygu yüklü sözcükleri gönüllülerin %57' si hatırlamayı başardı. Sol kulağı hedefleyen tatlı sözcükler ise daha uzun süre hafızada kalıyordu. Gönüllülerin %64' ü bu sözcükleri hatırladı. Eh, sonuç beklenmedik değil. Sol kulağın, beynin duygularını kontrol eden sağ tarafı ile ilişkisi zaten biliniyor.



Teow-Chong Sim, C. Martinez, Emotion words are remembered better in the left ear (Duygusal kelimeler sol kulakta daha fazla hatırlanır), Laterality: Asymmetries of Body, Brain and Cognition 10, 2 (2005)Building Services Engineering Research & Technology 26(2005), s. 149-159.

Bırak Dağınık Kalsın
Rik Kuiper - Tonie Mudde

Benden söylemesi, sonra demedi demeyin :)

Herkese güzel bir hafta sonu diliyorum...

10 Ekim 2014

Yutma Fobisi Vol.6 : Doğaçlama

Dün 5. seansıma gittim. 4. senasta suyu hissederek içerken korkacak bir şey olmadığını çalışmamız için su getirmem gerektiğini konuşmuştuk. Aldım sularımı gittim tıpış tıpış.

Her seansın başında olduğu gibi son görüşmemizden bu yana neler oldu onu konuşmaya başladık. Bayramda eşimin kuzeninin düğünü için Mersin’ e gittiğimi ve beni en zorlayan şeyin tanımadığım kişilerle ve ortamlarda yemek yemek olduğunu, çoğu zaman insanları bekletmemek adına “doydum” diyerek aç kalktığımı anlattım. Bunun üzerine konuştuk.

“Neden aç kalkmayı tercih ettin. Yemeğini yemeye devam etsen ne olurdu?”

“Gözler üstüme çevrilirdi, bunu istemiyorum.”

“Çevrilsin, ne olurdu yani. Bu bir olay. Seni rahatsız eden o olayla ilgili hissettiğin şeyler. Ne hissediyorsun da fark etmesinler istiyorsun.”

“Her yemeğin konusunun ben olmamdan sıkıldım. Yine az yedin, aman da ne yavaş yedin gibi diyaloglara konu olmak istemiyorum.”

“Tamam ama olsa ne olur. Ben böyleyim yavaş yiyorum diyerek devam edebilirsin. Neden aç kalkarak kendinden ödün veriyorsun?”

“Çünkü ben yemek yemeye devam edersem insanlar beni beklemek zorunda kalır. Onların vaktini çaldığımı ve rahatsız ettiğimi düşünüyorum. Otursalar da yemeğe devam edemiyorum zaten.”

“Rahatsız ettiğini nerden biliyorsun?”

“Öyle hissediyorum, bakışlarından, duruşlarından…”

“Ama bu onların problemi!”

Öyle değil ama işte pratikte. Bu çok rahatsızlık verici bir şey!

Buradan başlayıp bu anlarda kendimi “Yetersiz” hissetmeme kadar uzandı konu. Doğruydu sanırım. Kendimi yetersiz hissettiğim en eski anımı hatırlamaya çalıştık. Oradan çocukluğuma, evliliğime uzanan bir konuşma oldu. Kendimi zaman zaman yetersiz hissetmem ikili ilişkilerime ve bana zarar veriyordu. Boğulma korkumu da tetikliyor olabilirmişmiş. Bilemedim, olabilir.

Kendisine olan güven problemimden konu açtım. Bu konuyla ilgili de konuştuk bir süre. İstersem başka bir psikologla görüşebileceğimi, neden yöntem değiştirdiğimizi, psikolog ilişkisinde güvenin önemini anlattı. Yeni bir psikolog düşüncesi omuzlarımda bir ağırlığa neden oldu. Yeniden araştırma, karar verme sürecine girebilecek kadar mecalim olmadığını fark ettim. Kendisine bu konuşmadan sonra benimle devam etmek isteyip istemediğimi sordum. Benim düşüncem kadar onunki de önemli çünkü aksi halde bana yardım edemez. O devam etmek istediğini söyledi, ne diyecekti ki başka. Tak sepeti konula, herkes kendi yoluna mı? Benimki de laf!

Konu konuyu açtı ve seansın süresi doldu. Hap dışındaki konuları konuşmamızın iyi olduğunu, beni tanımasının önemli olduğundan bahsetti. Bir sonraki seansta su ve hipnozla devam edelim dedi.

Ve dünden beri aklımdan çıkmayan bir cümle kurdu.

“Su yemek borunuzdan midenize ulaşırken içmeye çalıştığınız hapın soluk borunuza kaçması mümkün değil. Su nedeniyle soluk borunuz kapanıp yemek borunuz açılıyor fizyolojik olarak.”


Sahiden de böyle miydi, bu kadar basit miydi?


Dracula : Başlangıç


Yapım : 2014 - ABD

Yönetmen : Gary Shore

Orijinal Adı: Dracula : Untold

Oyuncular: Luke Evans (Vlad), Sarah Gadon (Mirena), Dominic Cooper (Fatih Sultan Mehmet), Charles Dance (Master Vampir)

IMDb Puanı: 6,1

Filmin Konusu


15. yy' da Transilvanya toprakları III. Vlad ve eşi Mirena’ nın yönetimi altındadır. Ülkelerini gitgide büyüyen Osmanlı tehdidine karşı ezdirmeden, barış içerisinde yönetmek isterken beklenmedik bir tehdit ile karşılaşacaklardır. Zira Osmanlı İmparatoru Fatih Sultan Mehmet, Eflak’ tan Vlad’ in oğlu Ingeras’ ın da aralarında olduğu 1000 erkek çocuğun alınarak Osmanlı ordusunda asker olarak yetiştirilmesini ister. Vlad hayati bir karar aşamasına gelir. Ya oğlunu ve halkını sultana verecektir veya Türkleri yenmek için bir canavardan destek alarak, ruhunu şeytana satacaktır. Broken Tooth dağında pazarlık yaptığı şeytan ona hiçbir insanoğlunda olmayan bir gücü bahşedecektir ama o günden sonra Vlad' in insan kanına olan susuzluğu doymak bilmeyecektir.

Dracula filminin fragmanını sinemada başka bir film izlerken gördük eşimle. Fragmanı bizi oldukça etkiledi ve filme gitmeye karar verdik.

Film nasıl mı? Bence vasat. Fragmanı oldukça iyi olduğundan beklentimiz yüksekti belki ama daha iyi olabildi be kardeşim!





Gelelim detay yorumlarıma. Bundan sonrası filmi henüz izlememiş okuyucular için sinir bozucu olabilir. Önceden belirteyim.

Vlad' in Broken Tooth' daki Master Vampir ile karşılaştığı sahne en beğendiğim sahneydi sanırım. Master Vampir kim mi? Game Of Thrones' tan tanıdığımız karizmatik amcamız Tywin Lannister. Bir Game Of Thrones sever olarak bu sahneyi sevmeme şaşmamalı sanırım.




Master Vampir Vlad' i, vampire dönüştükten sonra 3 gün kan içmezse bu lanetten kurtulacağı yönünde bilgilendirir ama "O kanı paşa paşa içeceksin köpek dölü!" şeklinde de dalga geçer. Vlad kendinden oldukça emin, halkını 3 gün içinde kurtaracak, kan içmeyecek ve Master Vampir' i alt edecektir. Buraya kadar her şey iyi hoş da Vlad' in 3 günü boşa harcamasına ne demeli? Sen o kadar güçlüsün, aslansın, kaplansın madem ne oturup da Fatih' in kapına gelmesini bekliyorsun. 3 günün var ve sen yaya yaya savaşıyorsun. Git yerle bir et her şeyi. Sonra kıç büyüt! Senaryonun temelinin oturduğu bu kısım bana çok saçma geldi.









Filmin sonunda Vlad' in Fatih ile bire bir kaldıkları sahne çok özensiz çekilmişti. Daha iyi bir karşılaşma olabilirdi. Bu sahneyi de pek beğenmedim.






Haberlere yansıyan bir konu da var ki bir grup Osmanlı torunu filmde Vlad, Fatih' i öldürüyor diye filmi yuhlamış. Fatih' in bu şekilde ölmediğini biliyoruz arkadaşlar endişelenmenize, yiğitlik yapmanıza gerek yok. Sakin olun! Bu sadece bir film, hayal ürünü yani. İzleyin efendi efendi kalkın gidin. Olayı küfür gibi algılamak gereksiz bana göre. Anlam veremediğim trajikomik bir olaydı, bahsetmeden edemedim. Bilmem bana hak verir misiniz?




Sonuç olarak filme gidilmeli mi, bence çok da elzem değil. Görmeseniz de olur.




İyi seyirler...

8 Ekim 2014

Yutma Fobisi Vol.5 : Bu Ne Şimdi!

Bu konuyla ilgili bir önceki yazımda 2. seanstan bahsetmiştim ve karanlığın içinde kaybolmamdan. O tarihten sonra 2 seans daha gittim ve 4. seansımı tamamladım.

3. seansta yine EMDR ye devam ettik ama yine karanlık yine korku filmlerinden fırlayan sahneler. Bu seansın sonunda psikoloğum yutma problemimin yanında bir korku kavramımın olduğunu ve EMDR de serbest çağrışımla ilerlediğimizde bu korkumun yutma fobisini bastırdığını ve yutmaya odaklanamadığımı söyledi. Bir sonraki seansta yutma-ilaç konusundan uzaklaşırsam kendisi beni yönlendirerek ilaca çekeceğini söyledi ve seansı bitirdik. 3. seansın sonunda da sıfıra sıfır elde var sıfır yani.

Bu seans öncesinde tiroid kontrolüm için doktora gittim ve bingo! Değerlerim yüksek dolayısıyla ilaç kullanmam gerekiyormuş. Bunu da paylaştım psikologumla ve bunun bir fırsat olduğunu, ilaç içmeye başlarsam sürece katkısı olabileceğini belirtti. İşin doğrusu ben de bir yandan kendimi yoklamak istiyordum ki hayat bana böyle bir oyun oynadı. İlaç içmeye başladım mı, henüz değil; çünkü değerlerim yüksek çıkar çıkmaz ilaç kullanma taraftarı değilim. 1 ay gibi bir süre bekleyip sonrasında testleri tekrarlayacağım ve yine yüksekse kaçış yok. Bu sorunla yüzleşme zamanı! Şimdilik bu konu askıda anlayacağınız.

4. seansım ise berbattı. EMDR ile devam edeceğim diye düşünürken hipnoz ile devam etmeyi önerdi psikologum. Hipnoz dediğimiz klinik hipnoz, öyle kendimi kaybedeceğim bir durum olmayacaktı. Size bırakıyorum dedim ve 4. senasta hipnoz denedik. Hipnoz esnasında gözlerimi kapatıyorum ve bu sefer beynim değil psikolog yönlendiriyor beni, ben de hayal ediyorum. Yogada rahatlama için kullanılan teknik aslında. Çayırdasın çimendesin, deniz kenarındasın. Aman da rahatladın, güneş geldi ayaklarına hissettin gibisinden. Sonrasında ise bir deniz kenarına geldim ve şezlongda otururken 2 tane ilaç içtim güya. Hayal edebildim mi peki, bu konuda çok başarılı olduğumu sanmıyorum.

Seans bitti ve değerlendirmeye geçtik. Psikologum artık denemeye başlamamız gerektiğini, yol kat ettiğimizi düşündüğünü söyledi. Kalakaldım, başımdan aşağı tonlarca kiloluk tuğlalar düştü sanki de altında kaldım.

“Ama EMDR ne oldu hani sorunun kökenini bulacaktık?”

“Yutma korkunuzdan daha baskın bir korkunuz var, EMDR sürecini uzatacak bu. İsterseniz EMDR ile devam edelim ama bu süreç çok uzayacak 1 yıl bilemedin 2 yıl.”

“Hani bilişsel davranışçı terapi uzun sürerdi de EMDR de daha kısa sürede çözerdik. Başta konuştuğumuzun tam zıt noktasındayız.”

“Her yöntem herkese uymayabilir. Sorunun kökenini çözmek istiyorsanız dediğim gibi uzun sürecektir. Ben sizi kısa sürede sorununuzu çözmek için bu sürece yönlendiriyorum.”

“Ama denemek değil sorunun temelini çözmek istiyordum siz de bu yönde yönlendirdiniz beni. Başka türlü konuşmuştuk. Şimdi yuttum diyelim tekrarlarsa bu problemim ne olacak. Yemek yeme sorunum ne olacak?”

“Tekrarlayabilir ama artık daha deneyimli olacaksınız ve daha kısa sürede atlatacaksınız. Hapı yutarsanız yemek yeme sorununuzun da çözüleceğini düşünüyorum.”

Ne bu şimdi, ne bu ne! Her şey yerle bir. EMDR, sorunun temeli… Hepsi ama hepsi tuğla olup kafama kafama düştü. Sorunun temelini çözmezsek olmazdı hani, doğrusu diğer türlüsüydü ve EMDR çok başarılıydı hani? 4 seanstır zaten psikologumla kuramadığım pamuk ipliğine bağlı olan güven kırıntısı da rüzgara kapılıp uçup gitti. Bağırıp çağırıp etrafı dağıtmak, küfürler savurup çıkıp gitmek istedim. Kendimi kandırılmış hissettim. Becerememiş de beni başka yollara yönlendiriyor diye düşündüm. Sinir oldum. Kibar bir dille anlattım mümkün olduğunca. Bu düşüncelerimin fazlasıyla farkındaydı bana göre ama neymiş şanslıymışım ki çok fazla yöntem biliyormuş, şanslıymışım ki farklı farklı yöntemler denemeye açıkmışım.

Ne denir şimdi, ne yapılır söyleyin bana!

Her yöntem herkeste işe yaramayabilir eyvallah. Belki ilerlediği yöntem doğru eyvallah ama en başta beni niye umutlandırdın söyle bana. Bana bu süreci niye açık açık anlatmadın. EMDR çözmezse denemeye gidebiliriz, %100 çözüm değil demedin? Kandırılmış hissetmem gereksiz alınganlık mı sizce?

Yazıya dökebildiğim hissettiklerimin binde biri belki. Bir sonraki seansta su içmeyle başlayacakmışız. Gelirken yanımda su getirmeliymişim. İyi de ben sana güvenemedim ki, yanımda su getirmek yerine üstüne soğuk bir su içmeliyim belki!

Çıktım odadan, binadan. Eşim geldi aldı beni. Ağzımı açıp tek kelime edemedim, başladım hüngür hüngür ağlamaya. Yanlış yerde olduğum için, böyle olduğum için, her şey için...


Bir sonraki seans yarın ve ben gitmeli miyim bilmiyorum…


21 Eylül 2014

Bırak Dağınık Kalsın

Yatakta tek başımıza yattığımızda bile aslında yalnız değiliz. Sıradan bir yatakta bir buçuk milyon ev akarı yaşar. Bunlar görünmeyen ve insanların dökülen derileriyle beslenen küçük hayvanlardır. Onlarla birlikte yaşarken ödediğimiz bedel ağır olabilir. Akarlar sıklıkla deri değiştirir ve dışkı bırakırlar. Akarların atıklarının cildimize teması egzemaya, bunları solumak ise astıma sebep olabilir. Londra' daki Kingston Üniversitesi' nden Stephen Pretlove bu belayı defetmenin yollarını araştırdı. Yataklarda yaşayan canlıların sayısını öğrenmek için bir bilgisayar modeli oluşturdu. Ayrıca evin içine ölçüm aletleri yerleştirdi. İki sene boyunca yataktaki ve yatağın dışındaki sıcaklık derecelerini ölçtü. Araştırmacılar sonunda ev akarlarının zayıf noktasını keşfetti: Küçük canavarların hayatta kalmak için nemli havaya ihtiyacı vardı. Pretlove basit bir tavsiye veriyor: Sabah yatağınızı toplamayın. Toplanmamış bir yatakta nem, örtüyü ve şilteyi çok daha çabuk terk ediyor ve akarlar da kuruyarak ölüyor.

S. Pretlove. T. Oreszczyn, et al., "A steady state model of predicting hygrothermal conditions in beds in relation to house dust mite requirements" (Ev akarlarının gereksinimleri açısından yataklardaki higrotermal şartların öngörülmesi için bir kararlı hal modeli), Building Services Engineering Research & Technology 26(2005), s. 301-314.

Bırak Dağınık Kalsın
Rik Kuiper - Tonie Mudde

Biz çalışan kadınların en büyük problemlerinden biridir sanırım yatağın örtüsünü serip, yatağı düzeltmek hele de eşimiz bizden sonra yataktan çıkıyorsa. Müjde! En iyisini biz yapıyormuşuz :) İtiraf etmeliyim ki bir misafir gelene kadar veya hafta sonu evi toplayana kadar yatağımız karman çorman durur. Başta rahatsız ediyordu bu durum beni sonra kendime dert etmemeye çalıştım. Bu yazıyı okuduktan sonra da "Oh süpermiş" dedim ve sizlerle de paylaşmak istedim. Dert etmeyin, bırakın dağınık kalsın ;)


17 Eylül 2014

İstanbul’ da Düğün Dış Mekan Fotoğraf Çekimi Yapılabilecek Yerler

Bu konuyu daha erken yazabilmek isterdim zira evliliğimin 1. yılı çoktan doldu bile. Geç olsun güç olmasın diye yazmaya koyuldum. Bu bilgiler benim 2013 senesindeki araştırmalarım sonucunda elde ettiğim bilgiler. Daha güncel bilgilere aklınıza yatan mekanları arayarak ulaşabilirsiniz.

Çırağan Sarayı
Pek çok gelinin hayallerini süsleyen bu mekanı aradım. Hani parası neyse veririz gibisine :) Görüştüğüm beyefendi dış mekan çekimine izin verebilmeleri için düğünün Çırağan Sarayı’ nda yapılması gerektiğini söyledi. Eskiden otelde 1 gece kalan çiftlere de çekim için izin verdiklerini artık bu uygulamayı kaldırdıklarını belirtti. Peki dedim, düğün kaç para, söyle hemen göndereyim. Nasıl içişiiim, nasıl içmişiiiim :)




Kuzguncuk
Güzelim sokakları, rengarenk evleriyle Kuzguncuk fotoğraf çekimi için oldukça ideal bir mekan bence. Düğün fotoğraflarım sadece yeşillikten ibaret olmasın, renkli olsun istiyorsanız Kuzguncuk sokaklarına bir göz atmanızı tavsiye ederim. Deniz’ e yakın olması nedeniyle sahilde boğaz manzaralı düğün fotoğrafları da çektirebilirsiniz. Üstelik tüm sokaklar, evler bedava :)







Fethi Paşa Korusu
Bu koruda da güzel fotoğraf kareleri yakalanabilir. Fotoğraf çekimi için mekan ücreti yok ancak tesis binası önünde fotoğraf çekimine izin vermiyorlar.



Emirgan Korusu
Emirgan Korusu’ nda da fotoğraf çekimi ücretsiz ama çok yeşil, yemyeşil. Her yer yeşil. Düğün fotoğraflarınız sadece yeşil ağırlıklı olsun istemiyorsanız Emirgan korusuna yakın bir mekan daha belirleyip 2 farklı yerde fotoğraf çekimi yaptırmalısınız bana göre.




Dolmabahçe Sarayı
Düğün fotoğraf çekimine izin verilmiyor. Hiç mi verilmiyor? Evet hiç, bir yerlerde dayın amcan yoksa ısrar etme :)

Küçüksu Kasrı
Bu kasrı görmedim hiç ama fotoğraflarından güzel görünüyor. Saatlik çekim ücreti ise 500 TL. Evet evet yanlış duymadın :D





Ihlamur Kasrı
Ihlamur Kasrı' nda da fotoğraf çekimi Küçüksu Kasrı gibi 500 TL cik!



Atatürk Arboretumu
Belgrad ormanının güneydoğusunda yer alan bu şahane mekanda çok güzel çekimler yapılabilir. 2 saatlik fotoğraf çekimi için 295 TL ödemek şartıyla tabi.




Beylerbeyi Sarayı
Düğün fotoğraf çekimine izin verilmiyor.

Yıldız Parkı
Bu park fotoğraf çekimleri için oldukça sık kullanılan bir mekan. Adım başı bir gelin-damada rastlayabilirsiniz. Güzel kareler yakalanabilir. Fotoğraf çekimi ücretsiz, sadece otopark için 5 TL vermeniz gerekiyor.

Fenerbahçe Parkı
Eğer yeşil alan ve kafeleri kullanırsanız  100 TL+KDV ücret isteniyor sadece yürüyüş yollarında ve sahil bölgesinde çekim yaparsanız sizden bu konuda bir ücret talep edilmiyor.

Boğaziçi Üniversitesi
Fotoğraf çekimi için oldukça güzel bir mekan. Biliyorsunuz davetiyemiz için fotoğraf çekimimizi burada yapmıştık. Fotoğraf çekimi için aradığımda artık çekime izin verilmediğini söylediler. Kampüste gelin ve damadın dolaşmasını ve böyle bir çekim yapılmasını, yönetim kurulu üniversitenin imajına yakıştırmadığından böyle bir karar almışlar. Fikirleri şu an değişti mi bilmiyorum. Arayıp bir şansınızı deneyebilirsiniz belki ;)

Hidiv Kasrı
Fotoğraf çekimi için oldukça güzel bir yer hem yeşil mekanlar var hem de denizi yukarıdan gören bir alanı var. Üstelik fotoğraf çekimi ücretsiz! 

Bu saydıklarım dışında da fotoğraf çekimi yapabileceğiniz pek çok mekan var. Güzel İstanbul’ un taşı toprağı fotoğraf stüdyosu :) Galata Kulesi, Gülhane Parkı, İstiklal Caddesi, Ortaköy Meydanı, Rumeli Feneri, Büyükada bunların bir kaçı.

Peki biz fotoğraf çekimi için nereleri düşündük? Tek mekanda çekim yapmak istemiyorduk bu sebeple birbirine yakın, trafik çilesi çekmeyeceğimiz 2 güzel mekan bulmamız gerekiyordu. İlk mekanımız sokaklarına evlerine hayran kaldığımız Kuzguncuk. Çekim öncesinde gidip sokakları gezdik, nerelerde fotoğraf çekebiliriz diye bakındık. Mekanı hiç tanımadan gitmek zaman kaybetmenize neden olur. Malum fotoğrafçılarla saat bazında anlaşıyoruz. Bu nedenle çekim yapacağınız mekanı önceden görmenizi tavsiye ediyorum. Daha sonra Kuzguncuk’ a çok yakın olan Fethi Paşa Korusu’ na gidip gezdik. Burası da güzel bir mekan ve çekim yapılabilirdi. Sonrasında ise Fethi Paşa Korusuna alternatif olan Beykoz Tema Park’ a gittik ve burayı daha çok beğendik. Mekanlar belirlendi Kuzguncuk ve sonrasında Beykoz Tema Park ancak çekim yapacağımız günün bir gün öncesinde Tema Park’ ın kapandığı bilgisini aldık. Güler misin ağlar mısın? Fotoğrafçımızın önerisiyle ikinci mekanımızı belirledik ve Hidiv Kasrı’ na gittik. İtiraf etmeliyim gidince Fethi Paşa Korusu' ndan daha güzel olduğunu gördüm ve rahat bir nefes aldım. Böylece fotoğraf çekimlerimizi tamamladık.

Henüz mekan belirlememiş/belirleyememiş çiftlere naçizane tavsiyem çekim yapacağınız mekanları gitmeden arayıp bilgi almanız, olabilir diye not aldıklarınızı gidip bizzat görmeniz. 2 farklı mekanda çekim yapmak süre sıkıntısı nedeniyle zor olabilir ancak yakın mekanlar belirlerseniz neden olmasın? 

Herkese dış mekan çekimlerinde bol şans diliyorum ;)

16 Eylül 2014

Yutma Fobisi Vol.4 : Karanlık...

Psikologla ikinci seansım dündü. Nasıl mıydı? Garip!

Öncesinde bir hoşbeş, geçen hafta nasıl geçti, bir değişiklik var mı gibi havadan sudan sorular.

Sonrasında hatırladığım en rahatsız edici hap içme deneyimimi sordu psikologum. 2 tane hatırladım. Biri hani şu mayıs ayında acilde ağlaya sızlaya içtiğim hap hikayesi, diğeri ise daha eski bir hikaye.

"En eskisinden başlayalım" dedi. EMDR uygulayacağız şimdi. Dırınım dırınım dırınırım...

“Ben elimi sağa sola hareket ettirerek sana komut vereceğim, sen de o anı düşüneceksin.”
“Peki”

Elini takip etmekten o ana odaklanamadım. Bir iki denemeden sonra;
“Yok odaklanamıyorum, gözümün önüne hiçbir şey gelmiyor!”
“Tamam bir de şöyle deneyelim, sen gözlerini kapat ben de elimdeki kalemle dizlerine sırayla pıt pıt vuracağım”
“Ben mi beceriksizim acaba?”
“Yok herkes anında yapamaz, normal”
“Gülebilir miyim peki :)”
“Tabi, her şey serbest.”

Gözlerimi kapadım, o anı hatırlamaya çalışıyorum ama karanlıktan başka bir şey gelmiyor gözümün önüne. Karanlık, sonsuz karanlık...

EMDR sürecinde dizlerime bir süre vurup düşünmemi bekliyor. Vuruş işlemi bitince gözlerimi açıyorum ve ne gördüğümü anlatıyorum.

Karanlık…

“Yok bir şey göremiyorum”
“Olabilir devam, karanlık sana ne hissettiriyor?”
“Bilmem korku?!?”
“Tamam bir daha deniyoruz”
“Şimdi ne gördün?”
“Karanlık…”
“Şimdi ne hissettiriyor peki?”

Zıkkımın pekini, ne biliyim ben! Evet önyargılıyım ve sinirliyim! Bu saçmalıkla uğraştığım için. Kendimi bu duruma düşürdüğüm, bu mal sorunu kendi kendime yenemediğim için. Yanlış bir seçim yaptığımı ve boşa kürek salladığımı düşündüğüm için.

Karanlıktayım, her şeyi yıkıp dökmek istiyorum. Bağırmak istiyorum. Saçmalamak, kendimi yerlere atmak istiyorum. Yapamıyorum. Gözlerimden yaşlar boşalıveriyor.

Sonra kendine gel Mes diyorum ama koltuk da pek bir rahatsız. Bir şeyler görmek için uzansam daha mı iyi olur ki, böyle oturur vaziyette moda mı girilir? Hem filmlerde hep böyle görmedik mi? 

Denemeye karar veriyorum tekrar ama saçma sapan şeyler görüyorum. Bir kuyu varmış da içine düşmüşüm de aman da yüzüyormuşum da…

Bunlar beynimin bana oyunu mu yoksa önümü mü görmeye çalışıyorum? Ya da hepsi bir şeyler görmek zorunda olduğum için benim uydurmalarım mı?

Sonuç, hiçbir ilerleme yok. Kaygılarım had safhada. Bir önceki seansta ucundan yakaladığım umut, o kapkara odalarda kaybolup gitti. Ben kayboldum...

15 Eylül 2014

Yutma Fobisi Vol.3 : İlk Seans

Herkese koccaman bir merhaba,

Başlıktan da anlaşılacağı gibi seçtiğim klinik psikologla ilk seansa gittim. Giderken oldukça endişeliydim, ne olacak, nasıl olacak? Kafamda deli sorular!

Vee ilk karşılaşma...
İç ses: "Güleryüzlü bir kadın, oldukça sıcak davranıyor. Her şey yolunda gidecek galiba."

Odaya geçtik. Sorunumun ne olduğunu anlatmaya başladım. Hap yutamama, yemekleri yavaş ve çok çiğneyerek yutma, boğulma korkusu ve bana kalmasını tercih edeceğim başka birkaç konu daha. Ben anlattıkça not aldı, sorular sordu. 

"Yemek yerken neden boğulacağını hissediyorsun, bana o boğulmayı anlatır mısın?"
"Ya açıkçası pek dikkat etmedim. Yemek takılıyor mu nefessiz mi kalıyorum diye ama korku ve endişe var"
"Hmm, biraz daha anlatabilir misin yani ne oluyor, takılıyor mu?"
"Bilmiyorum, yani dikkat etmedim diyorum ya!"

İç ses: "Allah' ım çok yanlış bir yerdeyim, olmamam gereken bir yerdeyim. Ne işim var benim burada!"

Benim anlatacaklarım bitiyor, sonra o başlıyor konuşmaya. Sürecin nasıl ilerleyeceğini anlatıyor. Anlattığım soruları bir sıraya diziyor. Önceliğimiz benim hap yutamamam. Bu en önemlisi çünkü hastalandığım an direk beni etkiliyor ve bebek düşünmeme en büyük engel. Sonraki, yemek yeme sıkıntısı. Bu ikinci önemde çünkü yavaş ve az da olsa yemek yiyebiliyorum. Hap olayını çözersek bunu da atlatacağıma inanıyor. Daha sonra da diğer bahsettiğim konular geliyor.

"Siz bunları sıraladınız ama ben size sadece hap için gelmiyorum. Diğer sorunlarım ne olacak peki, onları hiç konuşmayacak mıyız bu süre zarfında?"
"Ben çalışırken tek konuya odaklanmayı ve daha hızlı çözüme ulaşmayı tercih ediyorum. Başka konulara da dallanırsak bundan 4 ay sonra hala hap yutamıyor olabilirsin. En önemlileri hallettikten sonra onlarla ilgili de konuşacağız?"
"Peki boğulma korkusunun  altında pek çok neden yatabilir dediniz, ya bahsettiğim diğer konularsa asıl neden?"
"Çalışmaya başladıkça bunları çözeceğiz zaten. Altında yatan sebepler onlarsa önce onları çözmeye çalışacağız?"
"Ama ama :( "

İç ses: "Hepsini aynı anda çözseydik iyiydi!"

"Sorunların altında bir deneyim yatar genelde, boğulmayla ilgili bir deneyiminiz oldu mu?" 
"Ben boğulmaya dair hiçbir anı hatırlamıyorum. Ailem de hatırlamıyor."
"Peki anneniz size hamileyken bir travma, düşme, yaralanma, darp gibi bir durum yaşanmış mı?" "Bildiğim kadarıyla hayır. Çok fakirlermiş, sadece bunun yarattığı bir sıkıntı olabilir. Bu sorunumun altında bir şey yattığına çok emin değilim."
"Genelde altında bir deneyim yatar ama dediğiniz gibi altında bir şey yatmıyorsa o zaman işimiz daha kolay :)"
"Ben psikologun sorunumu çözeceğinden pek emin değilim aslında, işe yaramayacak gibi geliyor."
"EMDR nin güzelliği burada işte, siz inanmasanız da çaba sarfetmeseniz de çalışıyor :)"

İç ses: "Hadi canıııımmmm!"

Bu konuşmadan sonra EMDR' yi bir de psikologumdan dinledim. Kısaca sizlere de bahsedeyim.

Bilişsel davranışçı yaklaşım beynin üst katmanına hitap eder, farkında olduğumuz kaygılar davranışlar vs. EMDR ise beynin alt katmanına, bilinçli olarak yönetemediğimiz hayatta kalma kaygısı, kötülüklerden korunma refleksi gibi durumları kontrol eden kısma hitap ediyor. Yani biz hatırlamasak da oraya bir şeyler yazılıyor. EMDR oraya yazılan ve korkumuzu tetikleyen düğümü açmaya yardımcı oluyor ve bunu EMDR uygulandığında beynimiz kendi kendine çözüyor. Psikologum EMDR ile çözdüğü bir sorundan bahsetti, detaylarını vermeyeceğim ama bu yöntemle hastanın sorununa temel olan bir rüyasını hatırladıklarını belirtti. Değil rüya çoğumuz dün ne yediğimizi hatırlayamıyoruz. Bu örnek beni etkilemedi desem yalan olur. Bir umut var mı yoksa diye düşündüm, umutlandım ve işe yarayacak sanırım dedim.



Sonrasında boğulma konusundan bağımsız hayatımda hatırladığımda üzüldüğüm konulardan bahsettik, bunları not aldı. Önemli olduğunu söyledi.

Böyleyken böyle. İlk seans daha çok sorun ne, nasıl ilerleyeceğiz gibi konuların konuşulduğu bir seans ve elle tutulur bir ilerleme olmuyor. Bakalım bir sonraki seansta neler olacak?