28 Mayıs 2013

Akdeniz


Oyunun Künyesi
Yönetmen : Nesrin Kazankaya
Oyuncular: Gamze İpek, Başak Meşe, Erdinç Anaz, Emre Çakman, Volkan Aktan, Linda Çandır, Zeynep Özden, Selin Sevdar, Gökçe Burcu Zümrüt

Oyunun Konusu
Maria ve Sophia adlı iki kız kardeş, portakal bahçesinde portakal toplarken bir anda kendilerini Akdeniz Ülkelerinde gezintiye çıkmış halde bulurlar. Bu gezinti, her ülkenin kendi dilinde şarkılar içeren kimi zaman duygusal kimi zaman eğlenceli bir gezintidir.

Oyunun Seansları
1 Haziran 2013,  20:00
2 Haziran 2013, 16:30

Sahne
Tiyatro Pera
Sıraselviler Cd. No: 26 Taksim / İSTANBUL
Tel: 0212 245 44 60

Bu oyunu geçen yıl izlemiştim. Geçenlerde afişini görünce tekrar gidip izleyesim geldi. Oyun müzikal tarzda. Aslında müzikal oyunları pek sevmem ama bu oyun bambaşkaydı. Söylenen şarkılar sizi öyle bir içine çekiyor ki kendinizi bir ağıt eşliğinde ağlarken veya bir aşk şarkısıyla gülümserken bulabiliyorsunuz. Kısacası şarkıların duygularını seyirciye ustalıkla geçiren bir ekiple oyun tadından yenmez olmuş.

Geçen sene portakal bahçesinde düş gören kızı canlandıran oyuncu Dilşah Demir idi. Oldukça başarılı bir oyuncu, komedi için yaratılmış desem yeridir ama bu seneki kadroda göremedim.



Aklımda kalan diğer oyuncu ise Gamze İpek. Hangi ülkeye aitti şu an hatırlayamadım, bebeğini kaybeden bir annenin ağıdını okudu. Hem kendi ağladı hem bizi ağlattı. Çav Bella şarkısı öncesinde okuduğu şiir ise oldukça etkileyiciydi, okuyanın payı yadsınamaz elbette. Gamze İpek bu seneki kadroda da var, oldukça sevindirici.



Neyse efendim, gidiniz izleyiniz. Pişman olmayacaksınız ;)

22 Mayıs 2013

Ağlamak İstiyorum

Şu an itibariyle düğünümüze 80 gün kaldı ama daha yapılacak 8567964321457 şey var :(

Ev bulup kiralamamız lazım ama biz daha evi hangi semtte tutacağımıza bile karar veremedik. İkimizin de iş yerine uygun mesafede olsun istiyoruz ama iş yerlerimiz çok alakasız yerlerde. Sitede olsun güvenlik, otopark problemimiz olmasın diyoruz ama sitedeki evlerin kiraları uçmuş, sanırsın satın alıyoruz. Nişanlımın mesaisi benden önce bitiyor dolayısıyla ben de mümkün olduğunca erken eve gidebileyim istiyorum ama benim iş yerim çok dandik bir yerde ve o çevrede oturmak istemiyorum ayrıca merkeze de uzak olmak istemiyorum. Oturmak istediğimiz yerlerin ise hem kirası yüksek hem bana biraz ters. Sırf ev belli değil diye mobilya da alamadık. Ağlamak istiyorum ben yaaaa, hem de hüngür şakır...


20 Mayıs 2013

Hırsızlık

Bu kelimenin anlamını elbette hepimiz biliyoruz ama bir de TDK' ya kulak vereyim istedim. Bu kelimenin TDK' da ki karşılığı şöyle;

" Başkasının taşınabilir mallarını, onun isteği ve onaşımı olmaksızın kendi çıkarı ve yararı için alma. "

Bu tanım bence eksik hem de oldukça. Gelin de az kulak verin diyeceklerime.

Nişanlım, dün evinin sokağında park yeri bulamadığından başka bir sokağa park etmiş arabasını. Akşam 23 sıraları ise arabayı almak için gittiğinde arabanın kelebek camının kırıldığını görmüş. Nişanlımın gözlüğünü, fotoğraf makinesini, montunu ve traş kolonyasını alıp gitmiş veya gitmişler. Bu durumda hırsız bir tek taşınabilir malımızı mı gasp etmiş oluyor sorarım size? Hayır, huzurumuzu da çaldı. Akşam akşam canımız sıkıldı bir sürü. Nişanlımın zamanını çaldı çünkü karakola gitmek zorunda kaldı ve kırılan camı yaptırmak için de servise.

Gelelim başka bir hikayeye. Ben, annem, babam ve kardeşim bundan 3 yıl önce Cevahir' deki Pull and Beer mağazasında alışveriş yaptık. Alışveriş dediğimde bir çanta :) Ben çantanın ödemesini yapmak için kasaya gittim, babam da benimleydi. Cüzdanımı çıkardım ve içinden banka kartımı. Kasiyer şifremi girmemi isteyince bir kaç adım sağa giderek şifremi girdim, çantamı aldım. Mağazadan çıkmak için bir kaç adım attık ve ben cüzdanımı almadığımı fark ettim. Hemen geri döndük ama cüzdanın yerinde yeller esiyor. Kasadan ayrılmamla geri dönmem maksimum 30 saniye sürdü, mağazadan çıkmadım bile düşünün ama buna rağmen tetikte bekleyen hırsızlar var demek ki. Mağazada ne kamera var ne de gören bilen. Hayır cüzdanımda da maksimum 20 TL vardı, belki o kadar bile yoktu ama nüfus cüzdanım ve ehliyetim içindeydi. Ayrıca sevdicekle gittiğimiz bir kaç konser, tiyatro, sinema biletini de hatıra amaçlı saklamıştım. Onlar da cüzdanla birlikte uçup gitti. Ne geçti şimdi bu hırsızın eline? Hırsız yine malımın yanında huzurumuzu çaldı. Gerildik, üzüldük. Zamanımı çaldı, hayatımda ilk defa karakola gidip ifade verdim. Nüfus cüzdanımı ve ehliyetimi çıkartmak için koca bir günüm devlet dairesi ve emniyette heba oldu. Ve sakladığım biletlerimle beraber hatıralarımı da çaldı.

Sen söyle şimdi okuyucu, TDK' nin tanımı eksik miymiş, değil miymiş :(

Can sıkıcı bir post oldu, bi karikatür paylaşayım bari :)


16 Mayıs 2013

Gelin Ayakkabım

Bence gelinlik kadar önemli bir konudur gelin ayakkabısı. Ben sürekli spor ayakkabı ve babet giyen tiplerdenim. Ömrüm boyunca maksimum 5 defa topuklu ayakkabı giymişimdir onlar da tam anlamıyla işkenceydi. Bütün gün ayakta olup, oradan oraya koşuşturacağımızdan rahat bir ayakkabı bulmam gerektiğinin farkındaydım ama nasıl? Kısa süreli 5 defa topuklu ayakkabı deneyimiyle nasıl anlayacaktım ayakkabının rahat olduğunu, bana sorarsan topuklu ayakkabıların hepsi rahatsızdır :)

Tam da bu noktada imdadıma iş yerimdeki arkadaşlarım yetişti. Hemen her gün topuklu ayakkabı giyen arkadaşlardan tüyolar aldım. Şöyle ki;

- Platform ayakkabı benim için daha iyi olurmuş, böylelikle 12 cm topuklu bir ayakkabının yüksekliğini 7-8 cm' e indirebilirmişim.
- Ayakkabının topuğu çok ince olmamalıymış.
- Tamamen kapalı ayakkabılar yerine parmak ucu açık ayakkabılar daha rahat oluyormuş ancak parmak ucundaki açıklık çok fazla olmamalıymış yoksa parmaklarımı kesebilirmiş.
- Ayakkabının bileğimi saracak şekilde çapraz bir bağı olursa ayakkabı ayağıma daha rahat otururmuş ve ayakkabının halayın ortasında ayağımda çıkma riski olmazmış :)

Bu tüyoların hepsini not ettim tabi. Bir de gelinlikçim 10cm topuktan düşük alma demişti, onu da kriterlerime ekledim.

Başka bir iş nedeniyle yolum Nişantaşı' na düşmüştü. Dönüşte bir kaç ayakkabı dükkanına girip ayakkabı baktım. Girdiğim her mağazadaki ayakkabılar bir önceki mağazadakilere benziyordu. Döne döne aynı mağazaya mı giriyorum ben acaba diye işkillenmedim değil :)

Ayakkabıların hiçbiri arkadaşlarımın kriterlerine uymuyordu. Uyanlar da çok taşlı, abartılı, çirkin şeylerdi. Beni az çok tanıdıysanız sade ve şık bir şey aradığımı tahmin etmişsinizdir.

Bir ara dolgu topuk mu alsam diye düşünüp dolgu topuklara baktım ama dolgu topuğun kaba görüntüsünü gizlemek için topuğu parlak taşlarla kapatmışlar her yerde. O taşları gördükçe bana soldan soldan geldiler, ben de dolgu topuktan vazgeçtim :)

Nişantaşı olayı benim için hüsranla sonuçlandı anlayacağınız. Şirketten bir arkadaşım Bakırköy Tınaztepe Çarşı' sına gitmemi önerdi. Gelinlik provalarım yaklaştığından vaktim de yoktu, ilk fırsatta Nişanlım ve kardeşimle Bakırköy' e gittik. Tınaztepe Çarşı' sı, Bakırköy meydanın hemen girişinde, sağda kalıyor. Çarşının alt katında bir sürü ayakkabıcı var. Çarşının arka kapısından girip bütün ayakkabıcılara baktık, Nişantaşı'nda ki modellerin aynıları beni bekliyordu burada da. 

Tam ümidimi kesmişken çarşının sonunda bir dükkana girdik. Adı De Nil :) Burada kriterlerime uyan, sade ve şık bir model gördüm. Bir telaş denedim ayakkabıyı. Tam istediğim gibiydi. Ayakkabı çok yumuşak ve rahattı. Topuğu 11 cm. Bakın bakalım beğenecek misiniz?





Ayakkabının fiyatı 75 TL, ayağımın kaymaması için her ihtimale karşı bir de kaydırmaz aldım. Kaydırmazın fiyatı ise 5 TL.

Bu ayakkabının siyah, gri ve toz pembe renkleri de vardı. Aklım siyahında kalmadı değil :)

Gelin ayakkabısı mevzusunu da böylece halledip mutlu mutlu ayrıldık Bakırköy' den :)

13 Mayıs 2013

Blogumun Yeni Hali

Çoktandır sade bir görünüme geçme düşüncem vardı, nihayet vakit bulup bu düşüncemi hayata geçirebildim. 

Blogumun önceki hali pembe ağırlıklıydı. Header' im ise aşağıdaki gibiydi.


Bu header' i sevgili Shemellon tasarlamıştı, blogumun yeni header' i için de kendisinden yardım rica ettim. Sağ olsun hemencecik yardımıma koştu hem de hiçbir karşılık beklemeden. Buradan bir kez daha teşekkürü borç bilirim :)

Blogumun yeni hali çok hoşuma gitti, içime de sindi. Sizce nasıl olmuş?

Bu arada uzun süredir ben de BlogLovin' deyim ama duyurmayı unutmuşum. BlogLovin' den takip için blogumun sağ üst köşesine tıklayınız efenim ;)

12 Mayıs 2013

Annem İçin

Çocuk doğurmuş ama anne olmayı becerememiş insanları gördükçe, duydukça senin varlığın beni güçlü hissettiriyor. Bu dünyada anne kelimesinin anlamını sözlüklerine yazamamış veya yazıp sonra kara kalemlerle karalamış çocuklar varken, şükretmek için senden başka nimet beklemeye gerek var mı anne?

Çocukken yatağıma yatmaya üşenip kanepede kapardım gözlerimi. “Mes, kalk kızım yerine yat” derdin. Ben de “Uyumuyorum anneeee, gözlerimi kapatıyorum sadece” derdim. Uyurdum oysa. Üstünden epey zaman geçti sonra, bir gün mutfakta sen bulaşık yıkarken, itiraf ettim uyumuyorum deyip de fosur fosur uyuduğumu:) Çocuk kalbim sana yalan söylemeyi sindirememişti, günah çıkardım kendimce. Sonra büyüdüm, yalanlarım da büyüdü benimle. Gitmeyeceğim dediğim yerlere gittim, yapmayacağım dediğim şeyleri yaptım, sen beni A şehrinde bilirken ben B şehrinde dolandım. Koordinat, zaman, mekan, kişiler konusunda politik cevaplar verdim. Sen inandın mı bunlara, elbette inanmadın. Ama ben senin kuzundum, sen inanır gibi yaptın ben de inandığına inanır gibi...

Başka bir gün hava günlük güneşlikti, montumu almadan çıktım. Çağırdın arkadan montumu almam için. Servisle gidecektim nasılsa okula, gerek yoktu. Hem hava sıcaktı. Okul çıkışı servis gelmedi, hava da buz kesti. Zor attım kendimi eve. Hele şu yağmurla arandaki bağı ise anlayabilmiş değilim. "Şemsiye al" dediğin halde, almadığım her gün yağmur yağıyor. Hep haklı olmak zorunda mısın anne?

“Yemedin yedirdin, giymedin giydirdin” lafı artık çok klasik oldu belki ama sen her türlü fedakarlığı bütün kalbinle yaptın biliyorum.  Annene doyamadan kaybettin, onunla yaşayamadıkların bizim içimizde de ukte olarak kalmasın istedin biliyorum. Sen hep harika bir anneydin hala da öylesin. Çocukken düşünürdüm. Annelerin en güzeli hep sendin. En güzel yemekleri sen yapardın, komşu kadınların yaptığı yemekler ne tatsız tuzsuzdu öyle. En güzel sen kokardın. Düşünce en çabuk sen kaldırırdın. Sen silerdin göz yaşlarımızı. En doğruyu sen bilirdin. Şimdi büyüdüm ve hala çocukluğumdaki gibi düşünüyorum. Hataların olmadı mı peki? Olmuştur elbet ama sen de büyüdün bizimle anne, bilmez miyim?

En başa dönelim yeniden. Oyunun en güzel yerinde balkondan çağır yine. Koşup geleyim sana. Söz bu kez söylenmeden geleceğim eve. Sabah erken uyanmaktan, ödev yapmaktan başka derdim olmasın yine. İşten, güçten fırsat bulamayıp gözlerinin içine bakmayı bile unuttuğum şu karmaşık günlerden kurtulayım, çocuk olayım, seni yeniden doya doya yaşayayım anne.

Annesi, anne olmayan çocuklar büyüyünce çocuk sahibi olmaktan korkar sanırdım hep, öyle değilmiş. Senin gibi varlığıyla cehennemi cennet yapan bir anneye sahip olduktan sonra ben de korkuyorum anne. Senin kadar iyi olamamaktan korkuyorum. Çocuğumun beni, seni sevdiğim kadar sevmemesinden korkuyorum. Ne dersin, başarabilir miyim anne?

Hala ufacık çocukmuşuz gibi titriyorsun üstümüze, büyüdüm ya adam oldum ya istemeden tersliyorum bazen seni. Büyümez olaydım, affet beni anne. Çocukken büyümek isterdim hep, şimdi istemiyorum anne. Ben büyüdükçe sen de büyüyeceksin. Ben yaşlandıkça sen de yaşlanacaksın. Benim için her şeyi yaparsın ya hani, zamanı da durdurabilir misin anne? 

Şimdi büyüdüm, hala çocuk gibi davranıyorum belki ama değilim anne. Ben senin acını görmeyeyim, önce ben göçüp gideyim bu dünyadan diye dualar ediyorum geceleri. Sen benim acımı gör çünkü ben buna katlanamam diyebilecek kadar da bencilim anne.

Onca satır yazı yazdım ama biliyorum ki hiçbiri sana ne kadar minnettar olduğumu, seni ne çok sevdiğimi anlatamaz. Ben anlatamadım sen anla anne.

Seni çooook seviyorum canım annem. İyi ki varsın, iyi ki benim annemsin. Hep yanımda ol, hep yanı başımda.

Anneler günün kutlu olsun...

Mes, Tidy Ghost

6 Mayıs 2013

Evlilik Hazırlıkları: Bosch

Başlıktan da anlaşılacağı üzere Mes beyaz eşya olayına el atmış bulunmakta :)
Baştan söyleyeyim, beyaz eşya olayı gerçekten zor bir iş. Özellikle benim gibi kirada olacaksanız ve eviniz belli değilse işler daha bir sarpa sarıyor. En basitinden buzdolabı seçerken "Çok büyük olmasın ya sığmazsa!" diye dertleniyorsunuz. Bu sebeple girdiğiniz mağazaya şu 2 soruyu sormadan o mağazadaki beyaz eşyalara bakmaya başlamayın derim.
1- Beyaz eşyaları hemen teslim alamayacağınızdan, eviniz belli olana kadar depolarında bekletip bekletemeyecekleri.
2- Eşyanız evinize sığmazsa ya da sonradan fikir değiştirirseniz başka bir model alıp alamayacağınız.
Biz beyaz eşya bakarken girdiğimiz mağazaların çoğu bu 2 soruya olumlu cevap verdi ancak depoda bekletemeyeceklerini söyleyen mağazalar da yok değil.
Dediğim gibi beyaz eşya mevzusu zor iş bir de piyasada sürüsüne bereket derecede beyaz eşya firması da mevcut olunca n bilinmeyenli denklemle başbaşa kalıyorsunuz :) İşi az biraz geyiğe vuruyorum elbette, daha beyaz eşya bakmamış arkadaşların gözü korkmasın, halledersiniz :)
Gelelim bizim beyaz eşya maceramıza. İlk olarak sevdicekle aklımızda olan beyaz eşya markalarına ait katalogları alıp incelemeye koyulduk. Daha çok Arçelik, Siemens ve Bosch kataloglarına ağırlık verdik. Bosch bir tık daha öndeydi.  
Hangi marka daha iyidir bilemediğimden internetten biraz araştırma yaptım. Hemen hemen her marka için iyi ve kötü yorumlar vardı. Bosch' un teknik servisinin iyi olduğu bilgisine ise pek çok kez rastladım. Evli çiftlere, ablalara, teyzelere, annelere sordum. Kimi Arçelik iyidir dedi, kimi Bosch kimi ise Siemens. Ancak istisnasız tüm muhabbetler aynı cümle ile son buldu; "Beyaz eşya biraz da şans işi" :)
Arçelik, Siemens ve Bosch mağazalarını tek tek gezip beyaz eşyalara baktık, baktık, baktık... Sonuç olarak tercihimiz Bosch yönünde oldu.


Çamaşır Makinesi
Öyle adının masum olduğuna bakmayın, benim için seçmek çok da kolay olmadı. Çamaşır makinesi almak için zilyon tane kriter var.

Bi kere bu meretler yıkanacak çamaşır miktarına göre kg bazında kırılımlar halinde. 5kg, 6kg, 7kg, 8kg... Bu böyle uzayıp gidiyor. Kg' a karar vermekle bitmiyor iş, bu defa devir kavramı giriyor devreye. 800 devir, 1000 devir, 1200 devir... İşte Allah ne verdiyse...


Devre karar vermekle bitti mi peki, elbette hayır. Miktar otomatiği, tek su girişlisi çift su girişlisi, elmas kazanlısı çelik kazanlısı, akıllısı akılsızı, az nazlısı çok nazlısı derken kulaklarımızdan dumanlar çıkmaya başladı :)
Sonrasında ise çamaşır makinemiz için kriterleri az çok belirledim. 7 veya 8 kg olacaktı. Şu an için kurutma makinesi düşünmediğimden ve İstanbul' un nemli havasını göz önüne alarak 1000 devir üstü bir makine tercih edecektim. Enerji seviyesi ise A+ ve üstü bir değerde olmalıydı, malum devir ekonomi devri :) 
Bu kriterler doğrultusunda Bosch' un Avantixx7 VarioPerfect WAQ24460TR çamaşır makinesini tercih ettik. Bu makinenin fiyatı 1.178 TL idi. 

Yıkama kapasitesi 7 kg, enerji verimlilik sınıfı ise A+++. Maksimum devir sayısı 1200 ancak makinenin dijital ekranından her program için devir sayısını ve sıcaklığı isterseniz kendiniz belirleyebiliyorsunuz, bu özelliği çok hoşuma gitti. Tek su girişli. Standart programlara ek olarak Kuş tüyü, Koyu renkliler/Kot, Gömlek/Bluz, AllergyPlus&Baby, Sport/Fitness, Süper-Kısa 15', Mix, Yünlüler, Hassas/İpek şeklinde özel programları da mevcut. Titreşim önleyici yan duvarlar sayesinde çamaşır makinesi çalışırken çok daha sessiz.
Daha detaylı bilgi için tık tık.

Bulaşık Makinesi
Neden bilmiyorum ama bulaşık makinesi seçerken nispeten daha az yıprandım. 2 bulaşık makinesi arasında olabilecek en büyük fark program sayısı olduğundan olabilir.

Bulaşık makinelerinde 2 den 6 ya kadar program sayısı mevcut, program sayısı arttıkça makinenin fiyatı da artıyor haliyle. Bu konuyu yine evli çiftlere, ablalara, teyzelere, annelere sordum :)


Hepsinin bulaşık makinesinde en az 4 program var ama danıştığım herkesten aynı cümleyi duydum. "Valla ben maksimum 2 program kullanıyorum."
Bu sebeple program olayına çok da kafayı takmadım ve kriterlerimi belirledim. 4 programlı bir makine işimi gayet güzel görürdü. Enerji seviyesi yine A+ veya üstü olmalıydı. Bir de son dönemde Bosch'un bulaşık makinesi reklamında duyurduğu "4 programlının neyi eksik dedik, 3. çekmeceyi ekledik." şeklindeki yeniliği dikkatimi çekmişti.

3. çekmecenin avantajları öğrendiğim kadarıyla şöyle:
- Çatal bıçak sepeti aşağıdaki bölmede oldukça yer kapladığından bu sepet yukarı alındığında aşağıdaki alan otomatik olarak genişlemiş oluyor. Yani sepet aşağıda olduğunda makine 12 kişilik bulaşık alırken, sepet yukarı alındığında 13 kişilik bulaşık yıkayabiliyorsunuz.

- Üste alınan 3. çekmecede (yukarıdaki görselde göründüğü gibi) çatal bıçakları herbir bölmeye tek tek yerleştirmeniz gerekiyor. Bu, zamanın altın değerinde olduğu bir dönemde vakit kaybı olarak görülebilir ama bu tek tek sıralama çatal bıçakların birbirine değmesini önlediğinden çizilmeyi engelliyor. Benim gibi yeni evleniyorsanız çatal bıçaklarınız hemencecik çizilmesin istersiniz sanırım. Ama yok ben uğraşamam diyorsanız çatal bıçaklarınızı üst sepete dağınık da bırakabilirsiniz veya ek sepet alıp yine çatal bıçakların aşağıdaki hayatlarına devam etmesini sağlayabilirsiniz. 

Bu kriterler ışığında biz Bosch' un SMS48D02TR bulaşık makinesini seçtik. Bu modelin fiyatı ayın ürünü olduğundan 1.099 TL idi.



Bu modelin enerji verimlilik sınıfı A+, oldukça sessiz çalışıyor.  Programları Yoğun 70 °C, Hızlı 65 °C, Eko 50 °C ve Hızlı 45 °C olmak üzere 4 tane. Eko 50 programında 11,8 tl su tüketiyor. Kapasitesi 13 kişilik. Yarım yük seçeneği ve ExtraHygiene olmak üzere 2 özel fonksiyonu var ve yukarıda avantajlarından bahsettiğim çatal bıçaklar için 3. çekmeceye sahip. Ayrıca Bosch, bulaşık makinesi için 10 yıllık paslanmazlık garantisi veriyor.

Daha detaylı bilgi için tık tık.

Buzdolabı

Bosch' un buzdolaplarının pek çoğu, özellik bakımından hemen hemen aynı. Fiyat farkına sebep olan şey ise buzdolabının dış kapak tasarımı. Birbirinin aynı 2 buzdolabı arasında yaklaşık 200 TL fark gördüm, sebebini sordum, aldığım cevap şahane. "Aslında bütün özellikleri aynı ama pahalı olanın kapı kolu daha yukarıda ve uzun." Bak hele! "Dalga mı geçiyorsun kardeşim" diyesim geldi, sustum. Hanımefendiliğimden taviz vermedim :)

Sonrasında buzdolabı için kriterlerimi belirledim. Standart boyutlarda bir buzdolabı seçmeliydim. Bazılarının eni çok geniş veya boyu çok uzundu, evim kira olacağından risk almak istemedim. Dondurucusu altta olacaktı, neden diye sorarsanız böylesi gözüme daha güzel görünüyordu ama dondurucunun az kullanıldığı göz önüne alınırsa altta olması kullanım açısından daha pratik olur sanki. Enerji seviyesi yine A+ veya üstü olmalıydı.

Sonuç olarak Bosch' un KGN57PW24 model buzdolabını seçtik. Bu modelin fiyatı 2.183 TL idi. Ancak Bosch'un internet sayfasında bu modeli bulamadım çünkü mevcutta bulunan KGN57P01NE modelinin iç raflarında ufak değişiklikler yapıp yeni kodla piyasaya sürmüşler. Bu sebeple internet sayfası henüz güncellenmemiş sanırım.  



Bu modelin enerji verimlilik sınıfı A+. Toplam soğutucu net hacmi 373 lt, dondurucu net hacmi ise 70 lt. HydroFresh çekmecesine sahip, bu çekmece sayesinde meyve ve sebzeler daha uzun süre taze kalabiliyor. Çabuk bozulabilecek besinler için sürekli -2 °C olan Chiller bölmesi var.

Daha detaylı bilgi için eski modele tık tık.

Toplamda üçünün fiyatı 4.460 tl idi, satıcı bize çok yardımcı oldu ve 60 tl indirim yaptı! Birde bana Purple Passion serisinin PHS 2004 model saç düzleştiricisini hediye etti.




Böylece beyaz eşya olayını da halletmiş olduk. Umarım hepsini uzunca bir süre hasarsız, arızasız, sağlıkla, mutlulukla, huzurla kullanırız.

Sizin yorumlarınızı merak etmekteyim şekerler. Ürünleri henüz teslim almadığımızdan bu modellerle ilgili yorumlarınız ürünü değiştirmem veya içimin rahatlaması için çok çok çok önemli. Bosch' un bu ürünlerini kullanan veya başka modelini kullanan; "Benim bir arkadaşımda vardı", "Benim teyzemin oğlunun gelininin eltisinin amca kızı da aldı" diyen beri gelsin. Öyle okuyup kaçmasın :)

Son sözüm beyaz eşya alacaklara... Canınızı çok sıkmayın sonuçta beyaz eşya biraz da şans işi :) 

1 Mayıs 2013

Baharın En Güzel Ayıdır Mayıs...

" Şafak kadar kızıl, şafak kadar güzel
  Baharın en güzel ayıdır Mayıs "


Bu yazıyı biber gazı kokusu genzimi yakarken; taş, patlama sesleri duyarak yazıyorum. Hayır hayır, alanlarda değilim. Evimdeyim ama biber gazı açık olan bir pencereden doldu evimin içine ve o kadarı bile beni derbeder etmeye yetti. Bunu insanlar üzerinde kullanan vicdanlar, yo yo bu vicdan olamaz...

Şimdi burada kim haklı kim haksız olayına girmeyeceğim. Öyle yada böyle bu güzelim günü İstanbul' da barış içinde kutlamayı beceremedik.

Boğazımda bir düğüm, sözün bittiği yerdeyim. 
İşkencesiz, kavgasız, gürültüsüz... 
Barış içinde...
Bu güzel günün kutlamaları için sembol olmuş yerde, Taksim' de el ele halaylar çekebileceğimiz güzel bir İşçi Bayramı diliyorum.
AYDINLIK bir Türkiye diliyorum. 
Kim bilir, günün birinde belki...



" Günlerin en mavisinde düşlerin en mavisinde
  Sokağın sesi mi olur düşen çiçeğin yası mı
  Halaya durmuşsa mayıs sokağın sesi de olur
  Halaya durmuşsa mayıs düşen çiçeğin yası da "

1 Mayıs İşçi Bayramımız Kutlu Olsun.