30 Nisan 2013

Yaşayanlardan mısınız, Ölenlerden mi?

Güzelliğin sonu çirkinliktir.

Gençliğin kaderi solmaktır.

Hayat "ağır ağır çürümek" ten başka bir şey değildir, her gün ölüyoruz.

Peki ne yapıyoruz, sürekli erteliyoruz.

Anne babamıza onları ne kadar çok sevdiğimizi söylemiyoruz. Sıkıca sarılmıyoruz.

İş, para, kariyer diye gözümüz dönmüş. Sevgilimizi haftada bir gün zor görüyoruz.

Eşimizle çıkacağımız tatili 28. kez planlıyoruz. 29.' da da gitmeyeceğimizi biliyoruz.

Bebek istiyoruz ama "kendimize layık" eş bulamıyoruz. Bulduklarımızı kısa süre sonra diğerlerinin yanına "raf" a kaldırıyoruz.

Reddedilmekten korkup "seni seviyorum" diyemiyoruz.

Arkadaşlarımızla randevularımızı "öncelikli ertelenebilecekler" listesine koyuyoruz.

Aldatıyoruz, aldatılıyoruz ve "başkasını bulamam" diye yalanlarla yaşıyoruz.

İşsiz kalan arkadaşlarımızı arayıp sormuyoruz.

Karanlık kış günlerinin ardından parıldayan güneşi, plaza camlarının arkasından izliyoruz.

Yağlı, kızarmış, kanserojen demeden bilerek ve isteyerek habire yiyoruz. Her pazartesi rejime başlayıp, salı sabahı bırakıyoruz.

Sigara dumanını oksijenden daha büyük bir zevk duyarak ama "bırakmalıyım" diyerek içimize çekiyoruz.

Kahve, çay, çikolata tüketiminden vazgeçmeyip selülit kremlerine ve mide haplarına servetimizi yatırıyoruz.

Spor salonlarının broşürlerini arşivleyip işten güçten bir türlü gidemiyoruz.

Evimizi kitap doldurup hiçbirini okumuyoruz.

Diş ağrısından ölüyoruz, gözlerimiz doğru dürüst görmüyor, doktora gitmiyoruz.

İhtiyaç duyan bir çocuğu okutmuyoruz.

Nefret ettiğimiz işimize "para" için devam edip seveceğimiz bir iş arayışına girmiyoruz.

Ne yapıyoruz?

Her gün ölüyoruz...

Frederic Beigbeder,  "Aşkın Ömrü Üç Yıldır" adlı kitabından.




Peki ya sen? Yaşayanlardan mısın, ölenlerden mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yazarsan bağ, yazmazsan dağ olur :)